








Tamamen Türk ruhu ile hazırlandığı belirtilen ‘Attila’ adlı otomobil, büyük imparator Attila’nın ölümünün 1.550′nci yılına denk getirildi. Tamamen Kazak sanayinin gerçekleştirdiği Attila, Kazakistan’ın ilk otomobili olarak ta tarihe geçti.
1993 yılında ilk kez kendi otomobillerini yapmaya karar veren Kazaklar, 2003 yılına kadar tam 10 yıl bu projenin alt yapısını hazırladı. 2003 yılında Türk ruhuna uygun olarak tasarlanan Atilla, bu yıl tamamlandı.
İlk etapta Kazakistan’da piyasa verilecek olan Atilla, daha sonra ihraç edilecek.
Türkiye'nin 30 yıllık süreçte, SGP-GSYH'ye göre sıralamada en iyi derecesi olan 15.'liği II:Özal Hükümeti sırasında 1987, II:Mesut Yılmaz Hükümeti 1998, AKP hükümetleri 2004, 2005, 2006, 2007, 2008 yıllarında gördü. 2012-2016 döneminde dünyanın 17. büyük ekonomisi neden montaj sanayii dışında araç üretemiyor dersiniz?
Çünkü yerli "babalar" İtalyanlar’la, Fransızlar’la, Güney Koreliler’le Japonlar’la ortaklar. Yaptıkları sözleşmelerde de mutlaka ‘rekabet yasağı’ vardır. Bu olduğu sürece kendi başlarına gidip de bu işi yapamazlar.
Türkiye 1961'de dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in emriyle ordunun binek otomobil ihtiyacını karşılamak amacı güden, bir otomobil üretti.
4.5 ay gibi kısa bir süre içinde tamamlanan bu otomobil hem tanıtımını hem ilk vazifesini gerçekleştirecekken benzinin bitmesi nedeniyle sadece 200 metre gidebilmiştir. Cemal Gürsel tarafından "Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk" mizahi tabirine de konu olmuştur.
Eğer Devrim dört arabayla kalmasaydı, şu anda Türkiye'nin dünyanın en büyük makine sanayilerinden birini kurmuş olabileceği yönünde fikirler mevcuttur. Devrim'in önemi, Türk elinden ilk üretilen araba olması ve Türk mühendisliğinin bir şeyler yapabileceğini, başarabileceğini göstermiş olmasıdır. Ayrıca benzin, yağ, hız gibi göstergelerin Türkçe ikazlarla belirtilmesi de buna eklenebilir.
Beş yıl sonra, 1966 da Anadol, Ford ve Koç Holding ortaklığı Otosan tarafından üretilerek pazara sürülmüştür.
ATTİLA KİMDİR?
Attila (d. 406 – ö. 453), Hun İmparatorluğu’nun hükümdarıdır. Babası Muncuk Han’dır. Amcası Rua, onu babası öldükten sonra bozkırda tek başına yaşamaya çalışırken buldu ve yanına aldı. Vizigotlara karşı Roma İmparatorluğu’yla ittifak yapan Attila, bir süreliğine Roma’ya Flavius Aetius’un davetlisi olarak gitti. Her şey iyiye giderken, Rua’nın ölüm haberini aldı. Geri dönerek kardeşi Bleda ile birlikte Hun İmparatorluğu’nun ortak hükümdarı oldu. Bleda 445 yılında öldü.Bu durum Attilanın tek başına Hun hükümdarı olmasını sağlamıştır. Daha sonra aşık olduğu esir kızla (Nakara) evlenen Attila’nın bir oğlu oldu, doğum sırasında eşi Nakara hayatını kaybetti.
Avrupa kıtasının üçte ikisinden fazlasına hakim oldu ve devletin sınırlarını Asya’ya taşırdı. Hükümdarlığı boyunca ordusu ile Batı ve Doğu Roma imparatorluklarını sık sık istila eden Attila, Orta Çağ kaynaklarında acımasızlığı ile anılır. Bu nedenle de Avrupa dillerinde Atilla “Tanrı’nın Kırbacı” (İngilizce: Scourge of God, İtalyanca: Flagello di Dio, Fransızca: Fléau de Dieu) olarak anılır.
Buna karşılık Germen(Alman)efsanelerinde Attila, çok büyük ve iyiliksever bir hükümdardır. Attila’nın sarayında birçok Germen hükümdarı yaşar. Nibelungen Destanı, Hun-Germen mücadelelerinden meydana gelir. Bu hikayelerde Attila, Etzel adında büyük otoriteye sahip, barışsever ve yalnız asilere karşı kılıç kuşanan asil ruhlu bir hükümdardır. Avrupa Hun İmparatorluğunun başkenti olan Etzelburg adının buradan geldiği bilinmektedir. Aetus ile yaptığı Katalon Savaşında roma ordusu dağılmış Batı Got kralı Theodeirch ölmüştür. Attila ordusunu dinlendirerek kaçan Aetus’u takip etmedi.
Batı Roma İmparatorluğuna sefer yaparken Papa’nın araya girmesiyle (Papa Attila’nın önünde diz çöküp af dilemiştir.) Attila Roma’yı fethetmedi ve vergiye bağladı. Attila 453 yılında son eşi tarafından gerdek gecesi öldürüldü.
Mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. Cenazesine katılanlar, mezarın yerinin bilinmemesi için öldürülmüştür. Ama tarihçiler arasında Tuna Nehri’nin yatağının bir süreliğine değiştirildiğine ve hazineleriyle birlikte Attila’nın nehrin altına gömüldüğüne, daha sonra da nehir yatağının eski haline getirildiğine dair yaygın bir inanış vardır. Nehrin aşırı uzunluğundan ve bir çok ülkeden geçtiği için bürokratik sorunlar çıkacağından kazı çalışması yapılamamaktadır.