Yazarlarımız

Sayaç Okuma Memuru !

Osman AKGECE »

Bergamalı Nalıncı Memi Dede

- - »

Ağzımızla Kulağımız Arasındaki Mesafe

Ali  EKREM »

Gölpazarı Türküleri

Erol ERKEN »

Tamamen Yerli İlk Türk Otomobili ATTİLA Üretildi..

Tarkan Deliormanlı »

Hıdrellez Böyle Geçti....

Hasan Basri ŞEN »

2011 Hıdrellezi Böyle Geçti..

Mustafa Deliorman »

Kış Geldi Köyüme Beyaz Gelinliği İle

Oğuz  GÜVEN »

Bir Lamba Da Siz Yakın

Behzat Gültekin »

Tüm Yazılar

Üyelik


Kimler Sitede
Şu anda 5 konuk çevrimiçi,
Sayaç Bugün
Bugün Gelen Ziyaretçi:
45
Sayaç Bugün
Bugünkü Sayfa Gösterimi :
808
Sayaç Bugün
Dün Gelen Ziyaretçi:
58
Sayaç Bugün
Dünkü Sayfa Gösterimi:
1.180
Sayaç Bugün
Toplam Gelen Ziyaretçi:
372.916
Sayaç Bugün
Toplam Sayfa Gösterimi:
3.678.642

En Çok Okunan Yazılar
Yarabbi, ürünümüzü bereketli kıl, sağlık ve mutluluklar ihsan eyle, memleketimize, milletimize huzur içinde yaşama sevinci ver, niyazı mutlak ulaştı H...

En Yeni Yazılar
Hızır ile İlyas Aleyhisselam suyun alt başında beklemekte dilekleri toplamak için. Cenab-ı hakkın sevgili kuluysan mesele yok. Görevde aksaklık varsa ...






Atatürk ve Türkiye
Anasayfa
Fotoğraf ve Videolar
Künye
İletişim

Tarlalarımızı Satarken Dikkatli Olalım !

Prof. Dr. Cihan DURA nın yazısı. Büyük tarım işletmeleri kurmaya başlayacaklar. Bir zamanlar kendi toprağının sahibi olan Türk köylüsü ise, yabancı şirketlerde ücretli işçi konumuna düşecek. Türk çiftçisi kendi öz vatanında yabancıların “maraba”sı olacak.

2003 yılından bu yana, yedi yıldır, topraklarımız görülmedik bir hızla yabancılara satılıyor. Bu yazımda tarım arazilerimizin tapuları hangi yollardan yabancıların eline geçiyor, onu anlatacağım. Tarım arazilerimiz birkaç farklı yoldan yabancıların eline geçiyor.

 

Kullanılan yöntemler şunlar: Çiftçiyi yoksullaştırma, hukuk hileleri, banka hacizleri.


I) Birinci olarak çiftçi yoksullaştırılıyor. Yoksullaşan çiftçi, son aşamada toprağını satışa çıkarıyor.



Orta Anadolu’da, Batı bölgelerimizde çok yolculuk yaptım. Geçmişte hiç görmediğim şeyler görüyorum artık yol kenarlarında: Tabelalar, üzerlerinde “satılık arazi”, “satılık tarla” yazan tabelalar!...



Yabancıya toprak satışı tarım sektörümüzdeki küçülmeyle koşut olarak gerçekleşiyor. IMF ve Dünya Bankası şöyle diyor: Ey Türkiye, tarım senin sırtında yüktür, tarımı desteklemeyi bırak. Ben sana para vereceğim. Köylüne dağıtırsın.

Ama dekar başına, ürüne göre değil. 

 

-Köylü gelir elde ediyor, ancak üretim yapmadan! Havadan elde edilen bir gelir bu...

-Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var:

 

Çiftçi, bir geçiş aşaması bile tanınmadan serbest piyasanın vahşetine terk edildi.

Taban fiyatları sürekli düşük tutuldu.

Sübvansiyonlar azaltıldı, bazı hallerde tamamen kaldırıldı.

Tohum ve gübre desteği yetersiz, destekleme fiyatları çok düşük.

Buna karşılık tarımsal girdi fiyatları yükseltildi.

Verimli arazilerdeki pancar ve pamuk ekimi sınırlandırıldı, tütün ve fındık ekiminden vazgeçirmeye çalışıyorlar üreticiyi.

Sonuç: Üretim maliyetleri yüksek. Ürün bedelleri zamanında ödenmedi. Köylü mahkemelere, icra kapılarına düşürüldü.

Hayvanlarını traktörünü satmak zorunda bırakıldı.

Yeni yatırım yapması engellendi, iflasa zorlandı.

-Çiftçi üretimden soğumaya başladı, toprakla olan bağı zayıfladı, hatta hiç kalmadı. Küçük üreticiler tasfiye edildi. Türkiye boş tarlalar ülkesine döndü.

Çiftçi toprağını satmaya başladı.

 

-Kimlere satılıyor tarlalar?

Yabancıların iş yaptığı emlakçılara, simsarlara..

Tabii parası olana, özellikle çok para verenlere, örneğin bavul bavul Dolarla, çuval çuval Avro ile, Sterlinle gelen yabancılara! 
 

Arazinin yapısına bakmadan, kelemedir, çoraktır, verimli- verimsiz ayrımı

yapmadan deli gibi alıyorlar ve şunu söylüyorlar;

Buraya Dikkat!!!    

    "Tarlanızı her yıl  ekip biçebilirsiniz biz bir şey istemiyoruz..""

Tarlanın  biz tapusunu aldık ama siz ekip biçebilirsiniz..

Nasıl bir şeydir bu? Kim yapar bunu? Neden yapar? Garip değil mi?

Evet çok garip.. Sebebini aşağıda anlatacağız.. 

Devam edelim..

-Sonra ne olacak? Yabancılar toprak sahibi oldukça şirketler kuracak, arazi toplulaştırmasına

yönelecekler.

Arazi toplulaştırmasına bazı yerler dışında ihtiyaç yoktur. Oysa bize iyi birşeymiş gibi anlatıyorlar değil mi? Oysa bu durum büyük yabancı şirketlerin işine gelmektedir.

Gelelim çiftçinin tarım aletlerine.. Mazot en gerekli ana masraf kaynağı. Peki neden bu kadar pahalı?Benzinle aynı fiyatta neredeyse. Oysa motorin Litresi 700 kuruşa satılabilir. Mart 2011 fiyatlarıyla EPDK verilerine göre benzinin dünya piyasalarında litre fiyatı 1.07 TL, Türkiye’de rafineri çıkış fiyatı 1.085 TL düzeyinde bulunuyor. Benzini bir kenara koyalım;

Dünya piyasalarında motorini çiftçi desteklemeli 0,85 e alıyor. Yani 60 litrelik deposu varsa 48 TL ye deposunu dolduruyor. Özel araç sahipleri ise 1,6 dolar ödüyor. Türkiyede ise 2,5 dolar ödüyor.

Yaklaşık 240 TL ödeyen çiftçi dönüm başına aldığı destekleme ile memnun mesut ayrılıyor..

4 kat pahalı alıyor motorini çiftçimiz.

Size de garip gelmiyor mu Allah aşkına? 

Mazot ve gübre fiyatları köylü toprağını kaybedene kadar artacaktır.

Büyük tarım işletmeleri kurmaya başlayacaklar. Bir zamanlar kendi toprağının sahibi olan Türk köylüsü ise, yabancı şirketlerde ücretli işçi konumuna düşecek. Türk çiftçisi kendi öz vatanında yabancıların “maraba”sı olacak.



Bir taraftan da Avrupa Birliği’nde işsizlik gittikçe artıyor, peki çözüm?

Anadolu toprakları ne güne duruyor?

Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin ’e göre “çok planlı, programlı bir senaryo” bu:

Türk çiftçisi üretmeyecek; Türkiye tarım ürünlerini dışardan alacak. Kendi kaynaklarını kullanmayacak.

Ne mi olacak?

Devlet iş mi bulacak?

Yoksulluk yardımı mı dağıtacak?

Şöyle yapacak;

Kapılarını yabancı sermayeye açacak.

Türkiye tam bir açık pazar haline gelecek.

Çiftçi yoksullaştıkça -toprağı elinden alınmış olarak- kentlere sürülecek  işsizler haline

dönüşecekler.

A) Yabancılar tarım alanlarımızı köylüye yüksek paralar teklif ederek satın alıyor. Tapulu ve tapusuz alanların zilyetliklerini alıyor, muhtar senedi, el senedi gibi yerel araçlar kullanıyorlar. Zilyetlik yöntemi taşınmazın sahibi olmadan, kullanım hakkı sağlıyor.


Somut bir örnek Kars (Digor)’dan verilebilir.

Bölgenin sınır köylerine gelen Amerikalı ya da İsrailli oldukları söylenen yabancılar; tarla sahibi köylülere sadece bir imza karşılığında bol para dağıtıp gidiyorlar. Böyle havadan verilen para miktarı -5 yıl önceki verilere göre- 3-7 milyar TL!...

Bir yandan da köylülere şu uyarıda bulunuyorlar: "Tarlanızı her yıl mutlaka ekip biçeceksiniz. Ekip biçmeyenlere para vermeyeceğiz. Siz bunları yapın, paranızı bizden isteyin."

(Burada durum farklı tapuları yok ama "zilyetlik" tesis ediyorlar)

 

Bu şekilde para alan köylülerin sayısı on yıl kadar önce 3 bin civarında idi, bugün kaça yükselmiştir değerli okur, artık siz tahmin edin bunu.



Şimdi şu soru yanıt bekliyor: Acaba adı geçen yabancılar hazır bir maddî karşılık istemeden, neden böyle yüklü ödemeler yapıyorlardı çiftçilerimize?

Açıklama korkunç:

 

Altına imza atılan sözleşmede yazılı hususlar, ileride toprağın köylünün elinden alınmasına sebep olacak nitelikteydi.



Çünkü söz konusu köylerde bazı evlerin ne tapuları, ne de ruhsatları var. Tarlaların ise, ikisi de yok. Şimdi sıkı durun: yabancıların imzalattığı sözleşmede, toprakların kendilerine ait olduğu yazılıydı, para alan köylüler ise o tarlalarda işçi olarak çalıştırılıyordu!



Yabancılar uzun vadede, uygun zamanda ortaya çıkacaklar ve "Bu topraklar bizimdi zaten. Bakın, onları biz işliyorduk. İşçi çalıştırıyor, onlara ücret vererek kendi toprağımızı ekip biçiyorduk" deyip tarım alanlarını ele geçirecekler. Plan bu!

 

B) Buna oldukça benzeyen bir diğer uygulama da şöyle: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da büyük toprak sahipleri Yahudi kuruluşlar tarafından ABD’ye davet ediliyor. Toprak hangi genişlikte olursa olsun, yüksek fiyatlar teklif ediyorlar. Toprağın ekilip biçilmesini yine sahibine bırakıyorlar.

 

İsrail tarım teknolojisinde büyük atılımlar yapan bir ülke. Bu üstünlüğü onu GAP’a çekiyor. Gözleri hep oraya dikili… Sürekli olarak, çok önemli miktarlarda toprak kapatıyorlar Güneydoğumuzda. Ancak İsrail başka bölgelerde de ciddi miktarlarda toprak satın alıyor.

Nasıl?

Doğrudan doğruya değil, birtakım aracıları kullanarak!

Bazen köylerden birilerini kullanarak.

Son zamanlarda arazinizde yabancı arabalar mı dolaşıyor?

Yabancı plakalı arabalar ekmediğiniz biçmediğiniz bağ bahçe çorak sulak demeden arazilerinize mi bakıyor?

Yanlarında da tanıdıklarınız hemşehrileriniz var değil mi?

Bunlar köyünüzden ev bağ bahçe almaz. Tarla alır. Geniş arazi alır. Sizin bankalarla icralık olmanızı bekler nerede icra dairelerine düşmüş borçlu köylü-çiftçi- hayvancılık yapan varsa orada bunlar çoğalırlar.

Dediğim gibi sızma GAP’la sınırlı değil, Batı Anadolu’da da durum aynı.

Hepsinin de gözlerini diktiği yerler, tarıma elverişli topraklar..

Köylerimizde bu işleri kotarmak için yerli Aracıların/Emlakçı ve komisyoncular artık fazlaca  cirit atacak.

Hatta küçücük kasabalarda bile bir sürü emlakçı türemiş bunlara hizmet ediyor.

Köylerden komisyon karşılığı kandırdıkları "köylü aracılarla" da köylümüzü kandırıyorlar.

Tarım arazilerimiz yabancılara satmayalım. Dikkatli davranalım.!!

Bazı köy ihtiyar heyetleri toplanıp önlem almaya çalışıyorlar bilinçlendirme toplantıları yapıyorlar ve köy defterlerine kararlar alıyorlar. Ne kadar etkili olur zaman gösterecek.

Akıl sahibi biri boşuna söylememiş: Yarın için planı olmayan, başkalarının planının parçası olur!....

Prof. Dr. Cihan DURA

http://www.cihandura.com/

 

© CopyRight By Kursunlukoyu.org 2011

Her Hakkı Saklıdır
Her Hakkı Saklıdır. Sitedeki İçerikler Kaynak Gösterilse Dahi İzinsiz Alınıp Yayınlanamaz.

 

Bu site içeriğindeki tüm materyaller, video, yazı, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca korunmakta olup, kursunlukoyu.org'un yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz, her ne sebeple olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz.

Sende Gönder! Fotoğraf ya da video eklemek için tıklayın.

Yorumlar


Çiftçi Ne Yapsın?

Çiftçilik Köylülük mü kaldı? Son 10 yılda gittikçe ağırlaşan şartlar küçük işletmeleri de köylüyü de hayvancılık yapanı da bitirdi. Hükümet kaşıkla verdiğini kepçeyle aldı. Köylünün arkasında durmak yerine köylüyü bitirmeyi yeğledi. Köylü borç içinde satmayıp da ne yapsın tarlasını? Buna sebep olanlar huzur-u mahşerde versinler hesabını. SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL,SÖYLESEM TESİRİ YOK.
16.04.2011 tarihinde gonul tarafından yazıldı.

Arazi Toplulaştırması Nedir?

İkinci aşama da arazi toplulaştırması. Çiftçiden satın alamadığı araziyi toplu şekilde daha rahat alacak arazi simsarları. İmar planlamalarında da arazileri daha fazla olduğundan en değerli alanlardan kendi arazisini rezerv etmiş olacak. 'Arazi toplulaştırma uygulamasının bir yerde yapılabilmesi için önce o köyün ya da beldenin yüzde 51'inin rızası lazım. Toprakların da yüzde 51'inin problemli olmaması lazım. Uygulama ile farklı yerlerde arazisi olan çiftçimizin arazilerini, daha fazla verim ve daha kaliteli ürün elde etmek için, dikdörtgen şeklinde birleştirmek istiyoruz.... v.s. anlatımıyla . aslında özünde verime dönük bir planlamayı arsa simsarlarının veya yazıda anlatılan "yabancı alıcıların" çıkarlarına hizmet etmiş oluyor. Hükümet mantıklı tarım politikaları üretseydi bu planlama akla uygun olurdu. Biz hala particilikten kurtulup da "ey Tarım Bakanı yanlış yapıyorsun, çiftçiyi, köylüyü bitirdin" demedik. Allah razı olsun imanlı insanlar dedik. Fakat Allah (c.c.) kur'an'da dediği gibi "düşünüp akıl edesiniz" diye gönderilmiştir o ayetler diyor. Anlamadan etmeden okuyup huzur bulduğumuzu sanalım diye değil. Gerçek huzuru bulmak için anlamak lazım.. Köylerimizde düşünen akıl eden imanlı insanların doğruluk adına hak adına konuşmaları üzerlerine farzdır. Bakın toplulaştırma yapılan yerlerde neler ortaya çıktı; "Toplulaştırma faaliyetlerinden dolayı mera alanlarımız kalmadı. Hayvancılık sektörünün gerilemesinin sebebi bir yönden de budur. diyor köylüler ve uzmanlar. Bize kısa bir kefen biçilmiş. Bu kefen Mus'ab bin Umeyr 'in kefeni gibi. Mus'ab kimdir söyleyelim:İslâmda ilk öğretmen.. Bize bu misalde de çağlar ötesinden öğretmenlik yapmaya devam ediyor. Mus'ab bin Umeyr, hem annesi hem de babası tarafından Kureyş'in asîl ve zengin bir âilesine mensub idi. Zengin oldukları için gâyet râhat bir hayat sürüyordu. Orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel konuşurdu. Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Peygamber efendimiz bunun için "Mekke'de Mus'ab'dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi." buyurmuşlardı. Dîninden dönmedi Bütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus'ab bin Umeyr. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke'de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evine gitti. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu. İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı. Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan'ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar. Fakat Mus'ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu: - Allahtan başka tapılacak, ibâdet edilecek ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O'nun peygamberidir. İslâmiyet'i kabûl ettikten sonra Mekke'de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus'ab bin Umeyr, Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan'a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı. Daha sonra dönüp, Peygamberimizin yanına geldi. Onun bu gelişini Hz. Ali şöyle anlatmıştır: Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve: - Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. ALLAH (c.c.) için bunların hepsini terk etti. ALLAH (c.c.) ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu. Şimdikilere bakıyoruz. Maşşallah çok semizler bizim müslüman kardeşlerimiz. Bir bolluk ki -kendilerine- çiftçilere haciz icrayı layık görüyorlar veya unuttular bizim de kardeşleri olduğumuzu.. Gelelim biz asıl konumuza. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz Mus'ab bin Umeyr'i, Medine'ye gönderdi ve ona: "Medînelilere Kur'ân-ı kerîm okumasını, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmesini, namazlarını kıldırmasını" emretti. Mus'ab bin Umeyr'in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne'de sür'atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı. Medîne-i münevverede ilk kılınan Cum'a namazını Mus'ab kıldırdı. Mus'ab bin Umeyr, Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatında bulundu. Bedr savaşında sancaktâr olup, büyük gayret ve kahramanlık gösterdi. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. Mus'ab, Uhud savaşına da katıldı. Yine sancağı o taşıyordu. Bu savaşta Peygamberimizin yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koyuyordu. İki zırh giyinmişti. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu. PEYGAMBERİMİZE BENZİYORDU Müşrik ordusundan İbn-i Kâmia adında biri Peygamberimize saldırırken, Mus'ab bin Umeyr onun karşısına çıktı. Bu müşrik, bir kılıç darbesiyle Mus'ab bin Umeyr'in sağ kolunu kesti. Mus'ab bunun üzerine sancağı derhâl sol eline aldı. Mus'ab o esnâda; "Muhammed (aleyhisselâm) ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir" meâlindeki Al-i İmrân sûresinin 144. âyet-i kerîmesini okuyordu. İkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince, sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerîmeyi okudu. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus'ab bin Umeyr'in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia, vücûduna bir mızrak sapladı ve Mus'ab bin Umeyr yere yıkılıp şehîd oldu. Mus'ab bin Umeyr zırh giydiği zaman, Peygaberimize benzediği için müşrikler onu şehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmişlerdi. Hz. Mus'ab şehîd olunca; onun sûretinde bir melek, sancağı aldı. Mus'ab'ın şehîd düştüğünden Resûlullahın henüz haberi olmamıştı. "İleri ey Mus'ab ileri!" diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize; "Ben Mus'ab değilim" diye cevap verince, Resûlullah sancağı elinde tutanın melek olduğunu anladı. Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. Ali'ye verdi. Resûlullah efendimiz, Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden: "Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu: - Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız. SELAM VERECEKLERDİR Daha sonra yanındakilere dönüp; - Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir, buyurdu. Daha sonra Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi. Habbâb bin Eret der ki: Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize: - Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu. Şimdi Allah'a bin şükür ki Mus'ab gibi ayaklarındaki tozuna kurban olayım, bir Sahabe öğretmenimiz var. Bir eski köylü çocuğu olarak diyorum ki; Bize verdikleri kısa bir hırkadan başka bir şey değil. Ne tarafa çekersek öte tarafımızı açıkta bırakıyor. Tarım Bakanımız bunu görmüyor duymuyor mu? Köylüyü yok ederseniz bu millet çok uluslu şirketlere köle mi olacak? Kürtler yıllardır toprak ağalarının ızdırabını çekiyorlar ve bugün ortadaki sorunun temel sebei onlar. Topraksız kalan köylüyü montaj sanayiinde ve hizmet sektöründe mi çalıştıracaksınız? Yoksa gıda ve yakacak yardımına mı bağlayacaksınız? Allah(c.c.) 'a havale ediyorum.
12.03.2011 tarihinde Deliormanlı tarafından yazıldı.

Hcizli Köyler

Antalya'ya 115 Km. uzaklıkta bir köy Düdenköy. 340 haneli, icradan satılık bir köy. Köyün toplamda 8 milyon TL'ye ulaşan borcu sebebiyle; bankalar, tarlalardan evlere köyde ne varsa icra gönderiyor. 340 haneli köyün sadece 3 hanesinin borcu yok bankalara. Sebebine gelince; fakirlik. Fakir olduğu için, teminat göstererek karşılığında kredi alacak varlığı olmadığı için, boynunu bükerek bankaların teklifini geri çevirenler; şimdi köyün en kafası rahat, en refah içinde yaşayan aileleri. 6 yıl önce banka temsilcilerinin akın akın köye gidip gelmesiyle başlıyor köylünün kredi macerası. Gelen her banka temsilcisi 'cazip' koşullarda tarım ve hayvancılık kredisi sunuyor. Cazip kredi karşılığı tarlalar, evler ipotek gösterilerek krediler alınıyor. Aynı kişiye 5 ayrı banka kredi vermekte sakınca görmüyor. Sonuç tam bir felaket! Cazip imkânlarla kredi, işinizi büyütmeniz için kaçırılmaz fırsat replikleriyle banka reklamları müşteri avına çıkarken; caddelere kurulan masalarda kredi kartı vermek için cambazlık yaparken; 'küçük esnaftı bir tık bir kredi ile işleri büyüttü' temalı reklamların işgali altındayken ekranlar; Düdenköy de kredi fethine çıkmış banka satış temsilcilerinin pençesine düştü. Performans primi ile çalışan satış temsilcilerinin ayaklarına kadar gelip 'Hiç bir şey yapmana gerek yok, sadece şu kağıtları imzalayacaksın, düşük faizle yavaş yavaş ödeyeceksin. Bilmemkimlerin bilmem kim de aldı bizden krediyi. O büyütüp işleri geliştirirken, çiftlik kurma yönünde önemli adımlar atarken; sen öylece duracak mısın?' sözlerine kayıtsız kalmak imkansızdı! Umut tacirliğinin modern hali bir insanı dil dökerek borçlandırmak. Sadece imzalayacaksın denilen kağıtlar; atadan kalma tarlalar ve evleri, alınan kredi karşılığı bankaya ipotek eden kağıtlar. Durumu en vahim olan da köyün muhtarı. Yapılacak seçimde oyları garantilemek amacıyla, önüne uzatılan her kefil senedinin altına imza atan muhtarın toplam borcu 300 bin TL'nin üzerinde. Devletten aldığı maaşa da el konmuş durumda. 6 yıl önce banka temsilcileri tarafından ziyaret edilen köy, şimdi haftada iki gün icra memurları tarafından ziyaret ediliyor. Haczedilmeyen hiç bir şey kalmamış. TV yok! Buzdolabı yok! Üretilen ürünlerin değeri yok! Elma, arpa, buğday ve pancardan geçimini sağlayan bir köy Düdenköy. Tüm ümidini elmaya bağlayan, elma hesabıyla kredi kullanmaya ikna edilen köylü; tüccarlar tarafından suistimal edilince beklenen son erken geliyor. Tüketicinin pazardan 2 TL'ye aldığı elmayı toptancıya 60 kuruşa satmak zorunda kalıyorlar. Peşin ödenen paranın az olmasının yanında; verilen çekler karşılıksız çıkınca, köylü bankaya olan borcunu ödeyemiyor hiçbir şekilde. İş kurabilirsiniz, işinizi büyütebilirsiniz masalı ile kandırılan insanlar ellerindekini de kaybetmiş durumdalar. Geçimini tarlalarda çalışarak sağlayan, fakirlikten kredi işine bulaşamayan köylünün durumu en zenginlerinden iyi durumda. Olan biteni 'Ona kredi verdiler, buna kredi verdiler, bir faiz bindirdiler, yaktılar bütün milleti' diye özetliyor bir teyze. Sera yapımı için alınan 20 bin liralık kredi 60 bin lira olmuş. Tarla alımı için alınan bir başkası ilk taksit ödenemeden 15 bin TL'den 28 bin TL'ye ulaşmış. 2 çift koyundan 50 başlık bir koyun sürüsü elde eden besici, babasının kefil olduğu borç yüzünden haciz memurlarıyla köşe kapmaca oynuyor! Çiftçi borç ekip haciz biçiyor. Tek örnek değil Düdenköy! Ardahan'da 350 çiftçinin toplam borcu 3,5 milyonu geçmiş durumda. İzmir Kiraz'da 31 köyün toprakları yabancı ortaklı özel banka tarafından haczedilmiş. Peki ama neden? Sadece umudunun peşinde, hırsının kurbanı olmakla ya da kandırılmakla açıklayamayız elbette borç batağında yüzen köylülerin durumunu. Ziraat Bankası'nın zarar ediyor gerekçesiyle küçük tarım üreticisine düşük faizli kredi vermekten çekilmesi ateşliyor fitili. Alınan bu kararla çiftçi, köylü özel bankaların kredi ağına takılmaya başlıyor. BDDK'nın verilerine göre tarım sektörü kredi kullanmak için bankaların kapısını aşındırıyor. Son bir yılda yüzde 36 artış göstermiş kullanılan kredi miktarı. Bir yılda 5 milyar 335 milyon TL artış gösterirken; batık kredilerin miktarında da çok ciddi bir sıçrama söz konusu. Tarım sektörünün batık kredileri son sekiz yılda 5'e katlanmış. Bu madalyonun bir yüzü. Diğer yüzü ise tarım sektöründe üretim demek zarar üretmek demek. Maliyetler çok yüksek iken ürünün değerinin düşük olmasından kaynaklanıyor. Sadece tarım değil hayvancılık da aynı durumda. Yem fiyatları hızla yükselirken süt fiyatlarının düşmesi damızlık hayvanların kestirilmesi seçeneğine mahkum ediyor. Yükselen et fiyatlarının önüne geçmek için alınan ithalat kararı da yine üreticinin aleyhine çalışıyor. Büyük yerli besiciler besihaneleri kapatıp karlılığı garanti ithalata yönelirken; küçük üretici kara kara düşünüyor. İhtiyacı için elden çıkarmayı düşündüğü hayvanının değerinin düşmesinden dolayı satmaya kıyamayan köylü yine bankaların insafına terk ediliyor. Köylü tarlasını elinde tutmak için ne yaparsa yapsın sistemi kuranlar köyllüyü mutlaka köyden kovacaklar. Yapılacak tek şey doğru tarım politikaları üretebilen ve uygulayan hükümetleri desteklemek. Artık doğru yapana doğru demek yanlışa da yanlış demek zamanı gelmedi mi? Desteklediğimiz AKP tarım politikasında çuvalladı. Köylere gelip oy istediklerinde ne söyleyeceklerini merak ediyorum doğrusu. Allah akıbetimizi hayır eylesin..
12.03.2011 tarihinde Deliormanlı tarafından yazıldı.

Anahtar Kelimeler: Tarlalarımızı Satarken
Bu içerik bugün 4 kez, toplam da 932 kez okundu.