Yazarlarımız

Sayaç Okuma Memuru !

Osman AKGECE »

Bergamalı Nalıncı Memi Dede

- - »

Ağzımızla Kulağımız Arasındaki Mesafe

Ali  EKREM »

Gölpazarı Türküleri

Erol ERKEN »

Tamamen Yerli İlk Türk Otomobili ATTİLA Üretildi..

Tarkan Deliormanlı »

Hıdrellez Böyle Geçti....

Hasan Basri ŞEN »

2011 Hıdrellezi Böyle Geçti..

Mustafa Deliorman »

Kış Geldi Köyüme Beyaz Gelinliği İle

Oğuz  GÜVEN »

Bir Lamba Da Siz Yakın

Behzat Gültekin »

Tüm Yazılar

Üyelik


Kimler Sitede
Şu anda 4 konuk çevrimiçi,
Sayaç Bugün
Bugün Gelen Ziyaretçi:
45
Sayaç Bugün
Bugünkü Sayfa Gösterimi :
808
Sayaç Bugün
Dün Gelen Ziyaretçi:
58
Sayaç Bugün
Dünkü Sayfa Gösterimi:
1.180
Sayaç Bugün
Toplam Gelen Ziyaretçi:
372.916
Sayaç Bugün
Toplam Sayfa Gösterimi:
3.678.642

En Çok Okunan Yazılar
Yarabbi, ürünümüzü bereketli kıl, sağlık ve mutluluklar ihsan eyle, memleketimize, milletimize huzur içinde yaşama sevinci ver, niyazı mutlak ulaştı H...

En Yeni Yazılar
Hızır ile İlyas Aleyhisselam suyun alt başında beklemekte dilekleri toplamak için. Cenab-ı hakkın sevgili kuluysan mesele yok. Görevde aksaklık varsa ...






Atatürk ve Türkiye
Anasayfa
Fotoğraf ve Videolar
Künye
İletişim

Tarihte İlk Türk Cumhuriyeti

Erol ERKEN / Tüm Yazıları »

Ay yıldızlı, yeşil, beyaz, siyah renkli bayrakları vardı. Bayraktaki yeşil renk İslamiyeti, beyaz hürriyeti, siyah, Balkanlar’daki zulmü, ay yıldız Türk’lüğü simgeliyordu.

Liseye başladığım ilk gün sıra arkadaşım Türkiye Cumhuriyeti adına parasız yatılı okuyan Gümülcine’ li Halil  Salih’ti.  Sonra Hüsnü Akıncı’ yı tanıdım, sonra diğer Batı Trakya’ lı öğrencileri. Devlet o yıllarda Yunanistan sınırları içinde kalan soydaşlarımıza sahip çıkmış, onların çocuklarını okutabilmek için seferber olmuştu. Ailemizin Selanik mü-badili olmasından dolayı pek çabuk kaynaşmış, mezalimi bir de onlardan dinlemiştik.               

Şimdiki çocuklar bir takım çizgi film kahramanlarına özeniyor ya, benim de çocukluğumda yaşamış gerçek kahramanlarım vardı. Eşref Sencer Kuşcubaşı ve Süleyman Askeri Bey… İşte bu gün sizlere onların kısa bir hikayesini anlatmak istiyorum.

İçimizde kanayan yaralardan en büyüğü mutlak Balkan harbi faciasıdır. Dedelerimizin, babalarımızın anlattıkları Bulgar, Yunan, Sırp mezaliminin sesleri hala kulaklarımızda duruyor.     

                                                                                                                   

17-Ekim- 1912 de bu üç Balkan devleti Osmanlı İmparatorluğuna karşı Balkan Harbi denilen savaşı başlatıyordu.                                 

8-Kasım-1912 de yapılan muhtelif savaşlar sonucunda Osmanlı ordusu Çatalca hattı gerisine çekilmiş, bütün Rumeli tıpkı 1878 deki gibi düşman işgali altına girmişti. 30- Mayıs- 1913 de yapılan Londra Barış Antlaşması ile de Osmanlı Devleti Midye, Enez hattının ötesindeki Trakya ve bütün Rumeli’yi Balkanlı müttefiklere bırakmayı kabul etmişti. 

 

Osmanlı  İmparatorluk yöneticileri kaybedilen bu toprakların nasıl geri alınacağının hesaplarını yaparken bu defa Rumeli’yi paylaşamayan bu üç Balkan devleti kendi aralarında savaşmaya başladılar. 

 

Edirne… Osmanlı’ya başkentlik etmiş bu kutsi şehir mutlak geri alınmalıydı.Yunan ve Sırp kuvvetleriyle savaşan Bulgar ordusunun Çatalca karşısından çekilmesini fırsat bilen Çatal’daki Osmanlı Ordusunun kurmay başkanı Yarbay Enver Bey , Eşref Sencer Kuşcubaşı komutasında 300 kişilik bir müfrezeyle  Lüleburgaz da bir Bulgar taburunu esir aldı. Bundan cesaret alan Enver Bey , bu defa Eşref Beye talimat vererek 4000 kişilik bir gönüllü kuvvetiyle 13- Temmuz- 1913 sabahı Ereğli ve Tekirdağ’a başarılı  bir çıkartma yaptırdı. On gün sonra 23-Temmuz-1913 günü Enver Bey komutasındaki Osmanlı Ordusu Meriç nehrini sınır kabul ederek Edirne’yi geri aldı.  

Bulgarlar Doğu Trakya’dan kovulmalarının acısını Batı Trakya’lı ve Rodop’lu kahramanlara akla hayale gelmeyecek eza ve cefa ederek çıkarmaya başladılar. Osmanlı’nın Meriçi geçmeme taahhütü  ne yazık ki Batı Trakya Türklerine yardım etmeyi önlüyordu. 

Atatürk’ün umumi katipliğini yapmış ve son devir tarihimiz ile ilgili değerli eserler vermiş olan Tevfik Bıyıkoğlu’ndan  bundan sonraki olayları nakledelim;

“ Batı Trakya’dan Bulgar çetelerinin zulüm ve tecavüz yapmakta olduklarına dair huduttan raporlar alınınca Edirne’de bulunan Hurşit Paşa kolordusu emrindeki akıncı müfrezesinden 116 kişilik bir çete kolordu Kurmay Başkanı Enver Beyin emir ve talimatıyla Edirne’den Ortaköy üzerine gönderildi.

Enver Bey bu çeteye yardım gayesiyle aşağıdaki emri verdi.

“ Eşref ve Sami Beyler kumandasında bulunan çeteler hangi kıt’aya müracaat edecek olular ise kendilerine erzak ve cephane verilmesi tavsiye olunur.

                                                                 

                                                   2- Ağustos –329                                                             

Solcenah Erkan-ı Harbiye Reisi 

Kaymakam 

Enver  

 

 

1954 yılında İskeçe’de doğan ve Balkanlarda Türk İstiklal Hareketleri  kitabının yazarı Abdurrahim Dede bakın bundan sonraki olanları nasıl anlatıyor; 

“ Batı Trakya’ya 15- Ağustos- 1913 de giren bu akıncı müfrezesi Umum Çeteler Kumandanı Eşref Sencer Kuşcubaşı ‘nın emrinde idi. Müfrezede Eşref’den başka 15 subay ve 100 seçme er vardı. Müfreze, Ortaköy’den sonra Papazköy civarında 1200 kişilik Domuzciyef çetesi tarafından vahşice katledilmiş 400 Türk’ün cesetleriyle karşılaşmıştı. Bu facianın  faillerini yakalayıp cezalandırmak üzere müfreze, kendiliğinden Koşukavak üzerine yürümeye karar verdi. Ertesi gün 16 – Ağustos- 1913 de Koşukavak önlerindeki  çarpışmada Bulgar çetesinden 83 er ve Domuzciyef ile birlikte 5 subay ve altı kaptan esir alımmış, üst tarafı dağıtılmış ve yok edilmişti. 

 

Bulgar çetesinden alınan 1200  tüfekle Koşukavak’ta yerlilerden müteşekkil bir milli tabur kurulmuş ve Kamber Ağa isminde bir zat Koşukavak hükümet reisi tayin olunmuştu.Akıncı müfrezemiz burada durmayarak ilerlemiş, 18- Ağustosta Mestanlı’yı savaşsız, Kırcaali’yi ise 19- Ağustos- 1913 de bir Bulgar süvari alayıyla yapılan başarılı kısa bir muharebeden  sonra ele geçirmişti. Talat Beyin dayısı Emin Ağa ve Mustafa Beyin yardımlarıyla  600 kişilik bir milli birlik meydana getirilmiş Mestanlı ve Kırcaali de yerli hükümet reisleri tayin edilerek akıncı müfrezesinin işgal ettiği üç kazada asayiş sağlanmıştı.”

Bu iki Türk birliği sanki yeni bir destan yazıyordu. Düvel-i Muazzama hareketin hemen durdurulmasını ve ‘işgal’  edilen toprakların  Gümülcine ve İskeçe’  nin  şartsız derhal boşaltılmasını istiyordu. İstanbul Hükümetinin baskılarına dayanamayan Enver Bey , Eşref ve Süleyman Askeri’ye hareketi durdurma emrini verdi.

İşte tam bu noktada büyük bir diplomasi zaferi görmekteyiz. Batı Trakya’yı ele geçiren Kuşcubaşı  Eşref ve Süleyman Askeri Bey dünyaya bir açıklama yaptılar. 

“ Bizim Osmanlıyla hiçbir ilgimiz yoktur.”

 Ve ardından GARBİ  TRAKYA  MÜSTAKİL  HÜKÜMETİ nin kurulduğunu duyurdular.

 

                  İlk önceleri Garbi Trakya Hükümet-i Muvakkatesi, daha sonra Garbi Trakya Hükümet-i Müstakilesi  adıyla kurulan bu Türk devletinin yönetim şekli neydi dersiniz?  “  CUMHURİYET “  Tarih, 31- Ağustos- 1913.  Cumhurbaşkanlığına bazılarına göre Hoca Salih Efendi, bazılarına göre Süleyman Askeri Bey, genelkurmay başkanlığına Eşref Sencer Kuşçubaşı getirildi. Başkenti Gümülcine olan devletin yüzölçümü 8.578 km2, Nüfusu 234.700, idi. Süleyman Askeri Bey bir milli marş yazdı.

 

Ey Batı Trakyalı asil Türk çocuğu ne mutlu sana,

Sen hayat verdin kanınla millî kurtuluş savaşına.
Yüce kahramanlığın nakşedildi cihanın her yanına,
Selam duruyor milletler senin şu millî bayrağına.

Bastığın şu yerler senin şanlı şehitlerinle dolu.
Düşmanlar taciz edemez yüce kahramanların ruhunu.

Şanlı şehitlerin sarılmış kurtuluş bayrağına,
Bu ne ulvi şereftir gömülmek ecdad toprağına.
Yurtta hürriyetin, istiklâlin rüzgârı esiyor,
Kahraman mücahitler şu pis esareti deviriyor.

Bu şanlı millî istiklâl savaşından asla dönülmez!
Karşımıza çelik ordular da çıksa, bizi ürkütemez!

Biz, millî istiklâl için Meriç’i, Karasu’yu aştık,
Bütün müstevlileri ezerek, yenerek hedefe ulaştık.
Balkanlarda şanlı bir cumhuriyet çığırını açtık,
İlk defa hürriyet meş’alesini biz yaktık.

Bu bayrak dalgalanacak, cumhuriyet yaşayacak!
Karşımızdaki düşmanlar bizden ürküp kaçacak!

Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız,
Şu steplerin kurdu, arslanı, göklerin kartalıyız.
Mücahitlerin hamlesi her zaman fırtınalar andırır,
Savaşta heybetimizin dehşetinden düşmanlar bayılır.

Batı Trakya Cumhuriyeti yaşayacak,yaşayacak!
Terakkimizin karşısında milletler şaşıracak!

Ey şirin Batı Trakya!... İşte nihayet esaretten kurtuldun,
Ey düşmanlar!... Sanmayın savaşlardan bu millet yorgun.
Cumhuriyetin yüce bayrağı her an bu yurtta dalgalanacak,
Su bütün Batı Trakyalılar kıyamete kadar hür yaşayacak!

 

 

                    Ay yıldızlı, yeşil, beyaz, siyah renkli bayrakları vardı. Bayraktaki yeşil renk İslamiyeti, beyaz hürriyeti, siyah, Balkanlar’daki zulmü, ay yıldız Türk’lüğü simgeliyordu.

      

 

 

 

 

 

 

 

 

 

              

 

      Posta teşkilatı kurdular, pul bastırdılar. Pasaportsuz kimsenin giremeyeceğini duyurdular. Dünyaya seslerini duyurmak için Batı  Trakya Haber Ajansını bile kurdular. Resmi gazetelerinin adı “ ÖZGÜR “ dü.  Independant adı altında Türkçe- Fransızca bir gazete çıkardılar.

                     30 bin kişilik muntazam bir ordu kurdular.

                  

                     Düvel-i  Muazzama ( Büyük Devletler ) ….Bu günkü Ermeni oyunları yeni değil ki…. Rusya başta olmak üzere Devlet-i Muazzama bu Türk devleti kendini lağvetmez ise Osmanlı’nın doğusunda bağımsız bir Ermeni devleti kurduracağı tehdinini savurmaya başladılar. Ne mi oldu ? … Zorla masaya oturtulan Osmanlı Hükümeti İstanbul Antlaşması ile “ GARBİ  TRAKYA  MÜSTAKİL HÜKÜMETİ “ ortadan kaldırıldı. Tarih 25­-Ekim- 1913. Ben diyeyim 55 gün ömrü oldu, siz deyin 56.                                                                                                   

1878 de Anadolu Cephesi Kumandanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa anılarında 93 harbi diye anılan Osmanlı- Rus savaşımı anlatırken;                                                 

                        “ Eğer 1293 meşum harbinin safhaları ve hakikatları malum olsa idi, ve hafızalarımızda yerini bulsa idi, Balkan harbinde benzer gafletler ve hatalar irtikap edilir miydi? “ diye Balkanlardaki gafletimizi ne hazin tarif ediyor.                                                          

            Balkanlı, genç yaşta kaybettiğimiz şair Necmeddin HALİL “Ninemin Hatıralarında” kaydıyla yazdığı şiirde bakın ne diyor;                                                       

 

 

 

                          Artık ne zaman dalsam, bu elemler canlanır    

                          İçim sızlar, gittikçe gözlerim dumanlanır

                          Ölen iki yavrumun görürüm hayalini

                          Sonra bu güzel yurdumun harap olmuş halini. 

                          Bari bu iki derdin biri şifa bulaydı,

                          Evlatlarımı verdim, vatanım kurtulaydı. 

 

 Erol ERKEN

Sende Gönder! Fotoğraf ya da video eklemek için tıklayın.

Yorumlar


ADALETLİ OSMANLI

Acaba Komünist rejimin Sovyetler'de 70 yıl sürdüremediği "çeşitli ırk, din ve dil mensuplarını bir arada tutma"yı, Osmanlı Devleti 600 yıl nasıl başarmıştı?.. İşte bunun sırrı "prensiplere dayalı merkeziyetçilik" ile "teferruatta hareket serbestisi tanıyan adem-i merkeziyetçi" Osmanlı idaresindedir. Osmanlı köyleri çok büyüktü, birbirine yakındı, şimdikilere benzemezdi. Yol güzergâhında, en müsait mevkilerde kurulu idiler. Toprağı iyi işliyorlar ve entansif tarım yapıyorlardı. Muhtelif iklimlere göre ürün alıyorlardı. Evliya Çelebi Anadolu'nun her tarafında 500 haneli, bağlı, bahçeli, camili, medreseli, hamamlı köylerden söz eder. Bu köyler kendilerine lâzım olandan çok fazlasını üretirlerdi. Sultan Süleyman Moldavya seferi sırasında, bir hıristiyanın evini yakan iki Osmanlı askerini gözünü kırpmadan idam etmişti. Bu da Fatih Kanunnamesi'ne göre bir uygulamadır. Barış sırasında askerler böyle bir davranışta bulunsa, cezaları hapis olurdu, ama sefer sırasında Osmanlı ordusunu zalim gösterecek davranışlar en ağır şekilde cezalandırılmıştır. Çünkü DEVLET KÜFR İLE DEĞİL, ZULM İLE YIKILIRDI! Osmanlı ise gerçekten ADİL idi, zalim değildi. Fatih Ayasofya civarında bir köşk yaptırmak istiyordu. Ünlü Rum mimarlarından birisine işi verdi, ve isteklerini bildirdi. Bu arada sütünların boyunu da kendi verdi. Rum mimar, binayı yaptı ama baktı ki Fatih'in istediği yükseklik estetik olmıyacak, sütunların boyunu iki arşın kısalttı. Köşk tamamlanınca Fatih vezirleriyle görmeye geldi ve sütünların kısa olduğunu farkedince sinirlendi, mimarın ellerini kestirdi. Rum mimar bu haksız davranışı İstanbul Başkadısı Hızır Bey'e şikayet etti. Hızır Bey derhal olaya el koydu ve padişahı sanık olarak mahkemeye çağırdı. Fatih geldi, ama alışkanlıkla baş köşeye doğru yürürken Kadı Hızır Bey gür sesiyle padişahı uyardı: - "Oturma begüm!.. Hasmınla mürafaa-i şer olup ayak beraber dur!" Padişah bu ikaz üzerine sanıklara mahsus yere geçip ayakta durdu. Duruşma sonunda Rum mimarı haklı bulan Hızır Bey, kısasa uygun olarak Fatih'in ellerinin de aynı yerden kesilmesine karar verdi!.. Bu ağır cezayı duyan Rum mimar şoke oldu ve kısastan vazgeçti. Bunun üzerine Kadı Hızır Bey cezayı diyete çevirdi. Fatih'i kendi kesesinden Rum mimara hayat boyu günde 10 akçe ödemeye mahkum etti. Padişah, ellerini kurtarmanın sevinci içinde diyeti 20 akçeye çıkarttı ve Rum mimara bir de ev bağışladı. Adil kadının eteğini öperek mahkeme salonundan ayrıldı. İnsanın gözlerini yaşartan bu ADALET ve TEVAZU kıssası, bağrımıza da bir yumruk indirmemize yol açıyor. Günümüzde "Ben milletvekiliyim" diye her türlü kuralı çiğneyenler, resmi veya özel otomobiline ceza yazan dürüst polis memurunu uzaklaya sürmeyi marifet sayan bakanlar, babasına güvenip askerle otel basan general çocukları aynı soydan değil mi acaba? Yoksa biz de mi adaletten uzaklaştık da Osmanlı'nın son dönemi gibi mi olduk?
16.04.2011 tarihinde Deliormanlı tarafından yazıldı.

Bu içerik bugün 2 kez, toplam da 880 kez okundu.