








Benim bildiğim zamanlar ilkokul kayadaki büyük binadaydı. Mimarı ve yapım tarihi bilinmediğinden bir gün gelir tarihi eser olur deyip yıkıverdiler o devasa binayı yerine bir meteoroloji istasyonu yapıp hava durumunu ölçtüler kasabamızın.

1949 yılının ekim ayına rastlıyor boşaltılması. 1950 yılında Talat Oran mebus olup kasabamız bir ortaokula kavuştuğunda oraya taşıdılar ilkokulu bitiren çocuklarımızı. Bizim ortaokul serüvenimiz de o okulda başlamıştı. Evimiz elli metre yukarıda. Kısmet olmadı yakından okula gelip gitmek. Başladığımızın ikinci ayı aşağıdaki şimdiki öğretmen evi okul olarak yapılmıştı da bu defa oraya gitmek gerekti. Okul yeni, öğretmenler tam. İlkokulun adı da kasabamızın kurucusu Gazi Mihal olduğundan bizim tarihe merak sarmamız farz oldu. Bize o zamanlar tarihçi lakabını takan dükkan komşumuz belki de körükledi tarihe merakımızı.

İlk yavru kurt teşkilatı kurulması 1953 yılına rastlıyor. Rahmetli öğretmenimiz Ata Beyin Ahmet. Ahmet Özgür. Ağabeyimin de öğretmeni. Nisanda bir gün iki dal parçası almış eline, beni teneke sobanın başına geçirdi. Trampette tek tempoyu öğretti bir hayli uğraştıktan sonra. Meğer okulun deposunda bir trampet varmış da kimseciklerin dikkatini çekmemiş uzun zaman. Düşünün işin garabetini. Önde bir tek trampet ki derisi harap olduğundan sesi beş metreden zor duyuluyor. Arkada üç yüz kadar siyah önlüklü öğrenci trampet temposuyla bayram yürüyüşü yapıyor.

Yavru kurt obaları kuruldu. Bozkurt obası, Aslan obası, Leylek obası ve daha bir çok oba. Haki renkli kısa pantolon, lacivert şapka, fular, düdük, izci ipi, çakı... Sanırsın Yörük Ali Efe alayı düzmüş. Öylesine çalımlı yürüyoruz.

Ortaokul… İki öğretmen, bir müdür. Yedek kulübesinde ilkokul öğretmenleri, kaymakam, veteriner, doktor… Matematik dersine Türkçe öğretmeni, Tarım dersine kaymakam, İngilizce dersine Doktor girmekte. Hani Amerika’da Turkey hindi demekmiş ya. Liseye gittiğimiz sene Gölpazarı’ndan gelen talebelere de hindi dendiğini öğrenmiştik. Hindiye benzerliğimizi ararken bizim bilgi düzeyinden dolayı olduğunu öğrenince de pek şaşırmadık doğrusu. Nasrettin Hoca’nın papağının yüksek fiyatla satılmasını örnek tutup hindisini pazara çıkarıp, pahalı oluşuna akıl erdiremeyen birine;

— Papağan konuşuyorsa, benimki de düşünüyor
Lafı gelip bizim üzerimize kondu.
Lacivert şapkanın sarı şeridi olacak. Siperliği siyah parlak rugandan. Ortaokul talebesinin alamet-i farikası şapka. Memur olacağın, üniforma işi şapkadan başlıyor. Üniforma pek mühim bir şey canım.

Bizim Gölpazar’lımızın biri Erzurum’da asker. Aylık izin dönüşünde şu İstanbul’u bir göreyim, gözüm, gönlüm açılsın, oradan Haydarpaşa’dan trene binerim Erzurum’a dönerim deyip başlamış Sirkecide gezmeye. 1938’in askeri. Kıyafet resmi. Alık alık gelip geçene bilhassa tangolara bakıp çevreyi unutmuşken beyaz elbiseli biri dikiliyor karşısına;
- Sen nerede askersin?
- Erzurum’da.
- Neden bana selam vermedin?
- Ben sizi tanımıyorum ki selam vereyim.
Anlıyor komutan;
- Bak evladım, diyor. Ben bahriye yüzbaşısıyım. Siz karacı olduğunuzdan ve de kumandanlarınız bahriye subayını size tanıtmadığından kızamıyorum sana. Biz bahriyeliler beyaz elbise giyeriz. Terfiyelerimiz de kolumuzdadır. Bundan böyle benim gibi birini görürsen selama duracaksın. Askerin bağlılığı ve disiplini selamdadır. Bunu unutma
Akşama kadar elim siperlikten inmedi diyordu anlatırken. Mübaşire, itfaiyeciye, tren makinistine ne kadar üniformalı insan gördüysem selama durdum. Pişman oldum. Bir daha mı resmi kıyafetle İstanbul’a gitmek. Dosta uzak düşmana yakın olsun.
Hasan Ertekin ortaokulun ilk müdürü. Yattığı yerler nur olsun. Bilgili, kültürlü, otoriter, adam gibi adam. Resimlerine baktıkça selam durası, hazır ola geçesi geliyor insanın. Aynı zamanda sevecen. Eline cetvelle vurmayı bırak tokat atsa kızılmıyor. Müftü Mehmet Aydınla sohbetleri, akşam yürüyüşleri, tarih üstüne konuşmaları akıllarda kalmış.

Bizim Arifiye serüvenimizde ayrı bir kitap konusudur. İleride birileri bu köy enstitülerinin hikayesini yazmalı ki maarifimizin seyr-ü seferi yeni kuşaklarca iyice bilinmeli. Cumhuriyet önce Rüştiye olarak hizmet veren kayadaki okulumuz 1927 yılında merkez ilkokuluna dönüşmüş. 25 Kasım 1950 tarihinde ortaokul olarak eğitim ordumuza hizmet vermiştir. 1927 yılında Bedi, Türkmen, Yenipazar, Kurşunlu ve Kasımlar köyünde beş ilkokulumuz var. Okuma yazma oranını varın siz hesap edin. Hani mahkemede hakim sanığa okur yazar olup olmadığını sorduğunda;
- Ben yazarım hakim bey demiş sanık.
- Nasıl oluyor bu yazarlık sadece? Peki, yaz bakalım.
Adam, verilen kağıda bir şeyler karalayıp geri vermiş hakime. Hakim yazılana bakmış, bakmış da pek bir şey çıkaramamış yazıdan.
- Ben okuyamadım bunu demiş. Al sen oku bakalım.
Köylümüz çarıklı erkan-ı harb lafını bildiğinden taşı tam gediğine koymuş;
- Ben sadece yazarım dedim hakim bey. Okumuşluğumuz yoktur.

1928 yıllarında kabul edilen Latin harfleri için köylerde okuma yazma kursları açılmış da yaşlı başlı insanlar meramını anlatacak kadar okur yazar olmuşlar.

Eğitmen nedir? Pek bilemeyecek şimdiki gençlerimiz ama bizim eğitim seferberliğimizde büyük payı olan nadirattan insanlardır.
1939 yılında ve daha sonraları okuma yazma bilen yetenekli gençler aranıp bulunmuş. Bunlar Arifiye Köy Enstitüsünde açılan “Eğitmen Kursu”na katılıp başarılı olanlara eğitmen diploması verilerek köy okullarına tayin edilmişler. Şimdilerde hala tartışması yapılan ilköğretim sekiz yıl mı olsun, on bir yıl mı olsun lafları o zaman pek geçerli değil. Eğitmenler üç yıllık okullarda görev alıyor. Okuma yazma öğretiliyor, tanesi kırk paradan kırk yumurta kaç para yapar konulu aritmetik dersi görülüyor. Hayat ve yurttaşlık bilgileri verilip üçüncü sınıftan mezun ediliyorlar. Yakınında beş sınıflı okul olan köylere gidiyor bazıları, bazıları da kasaba ilkokulunun dördüncü ve beşinci sınıflarında okuyup diplomalarını alıyorlar.

Dedik ya Arifiye Köy Enstitüleri ayrı bir hikaye. Buralara mezunlarına pek değişik etiketler yapıştırmışlardı da faydası zararı konu edilip yıllarca dedikodusu yapılmıştı.
Bu dediğim yıllarda Arifiye’den köye yarar öğretmenler yetiştirmeye, köy kalkınmasına yardım edilmeye uğraşılmıştı. Okulun uygulama bahçelerinde tarımı, inşaatlarda kerpiç kesmeyi, mısırı tanesinden ayıran makineleri kullanmayı öğrenen öğretmenler gittikleri köylerde örnek çiftçiliği, örnek tarımı, örnek yapı ustalığını da beraberlerinde getirdiler.
Anlatanlar makine ve tarım konusunda ehil olan bu öğretmenlerin düşünce bazında biraz köylüye ters düştüğünü söylüyorlar da ben pek inanmıyorum. “O Kadar kusur kadı kızında da olur” misali.
Eskinin idadisi, yeninin lisesi pek mühim bir mektep. Halen “O zamanın lisesi şimdinin üniversitesi” lafı yabana atılmamalı. Koskoca Bilecik Vilayetinde bir tane lise olduğu göz önüne getirildiğinde okumanın ne kadar zor olduğu daha iyi anlaşılsın. Bizim bile liseyi Bilecik’te Ertuğrul Gazi Lisesi’nde okuduğumuzu düşünürseniz bu maarif denilen hizmetin ne zorluklarla yerine oturduğunu anlayacaksınız.

1973 yılında faaliyete geçiyor lisemiz. Adı Gölpazarı Lisesi. Cumhuriyetin onuncu yılında 1933 yılında;
“On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan”
Marşını, bizim kasabada;
“Elli yılda bir lise yaptık Gölpazarı’nda” şekli ile söyleyene çok rastladığım olmuştur. Avrupa Birliği’ne girmek için çalışan memleketimizde 1939 yılında başlayan eğitmenlerden, üç sınıflı okullardan, 1973 yılında açılan liselerden nereye geldiğimizi iyi hesaplamak gerekiyor. Çok zor yıllardan geçtik, çok çetin yollardan. “Otuz kupona alınmadı bu vatan” yazısını yola devrilmiş mermerin üstüne yazanlar ne güzel düşünmüşler.
1987 yılında sormuşlar soruşturmuşlar, okur yazar oranımızı %89, okuma yazma bilmeyenlerimizi %11 çıkartmışlar. Bu %11 denen rakam da 2390 kişiye tekabül ediyormuş. 1981 yılında okuma yazma için 59 kurs açılıp 506 kursiyerin okur yazarlık belgesi aldığı hesaplanırsa yukarıda anlattığım Avrupa hikayesine hak vereceksiniz sanıyorum.
Hala Sayın Cumhurbaşkanımızın eşlerinin himmetleriyle okuma yazma seferberliği başlatılıyorsa vay benim kefen helvam.
Bulgar hudutundan çıkıp Avrupa’ya gidecek yolcular;
- Lütfen kemerlerinizi bağlayıp sigaralarınızı söndürünüz. Yolculuğunuz başlıyor.
© CopyRight By Kursunlukoyu.org 2010
Her Hakkı Saklıdır
Her Hakkı Saklıdır. Sitedeki İçerikler Kaynak Gösterilse Dahi İzinsiz Alınıp Yayınlanamaz.
Bu site içeriğindeki tüm materyaller, video, yazı, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca korunmakta olup, kursunlukoyu.org'un yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz, her ne sebeple olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz.