








Sürü sahiplerinin hırsızlardan daha çok çekindiği tarihsel bir belalısı vardır; KURT.
Herhalde geçmişimizden gelen bozkır kültüründe kutlu sayılan Bozkurt ile tezahür eden kurt-insan ilişkisi bize genlerimizle taşınmış olacak ki "kurt" adını duyduğumuzda hep heyecanlanırız.
Bütün Türklerin yaşam ve savaş gücünü temsil eder Bozkurt. Değişik dinlere mensup Türk topluluklarında da saygı görmeye devam eder. Mesela Gagavuzların bayrağıdır.
Bize zarar verdiği zamanlarda geçmişten gelen saygımızı yitirmediğimizden ona farklı isimle hitab ederiz "CANAVAR" deriz. Anadolu'da kurta "canavar" denir. Köy kahvelerinde edilen sohbetlerde de adı "canavar"dır. Aslında doğal dengenin başlıca aktörlerindendir kurt.
Zaman içinde özellikle tarım ilaçları ve hatalı avlanmaları sebebiyle soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Çiftçinin sürekli şikayet ettiği domuz yavrularının da avcısıdır.
Bu nedenle avcıların bu hayvanları asla vurmamaları gerekir.
Koca kurt ve Salih'in resmi yayınlandığında nasıl olmuş, kim vurmuş, araba mı çarpmış? Salih mi vurmuş v.b. gibi bin türlü hikayesi çıkacağından ve biz de hikayenin tarafı olmamak için bu resmin hikayesini Kurşunlu Kahvesindeki gençlere bırakıyoruz.
Gerçek olan bir tek konu Kurşunlu Köyü'nde de bir "canavar" hikayesinin gerçeğe dönüştüğüdür.
Resmin sahibi hikayesini de anlatacaktır size biz buradan yorum yapıp sihiri bozmayalım. Sadece şunu aktarmakla yetinelim.
Sürü sahiplerinden bir isteği var Salih'in;
(Tacettin abisine, Solak Mehmet Abisine, Mehmet Abisine, Hüseyin Abisine ve Erhan yeğenine)
"Sizin belalınız işte yanımda, birer oğlak ya da kuzu verirsiniz artık " diyor. Bu canavar ayrıca öldürtülen kopayların da müsebbibi olarak aranıyordu.
Halit eniştesinin çok cins bir kopayı muhtemeldir bu canavara yem olmuş.
Söz sona ermeden bir de Kurt-Avcı hikayesi anlatalım. Tabi olmazsa olmazı tilki de var işin içinde.
İnsan olarak en fazla şikayet ettiğimiz bir konu var.
Yaratıcının bize lütfettiği zenginlikleri onun adına vermekte ve almakta karşılaştığımız zorluklar karşısında bıkkınlık duymamamız.
Allah adına verirken de alırken de bize yapılan iyilikleri unutmayalım. Verenler için de unutanlara da buğuz etmeyelim.
Çünkü her türlü iyilik Allah'tandır. Başımıza gelen kötülük ise nefsimizdendir.
BİR KURT HİKAYESİ
- Bir gün, bir kurt avcılar tarafından sıkıştırılıyor. Kurt, ormanda oraya, buraya kaçıyor fakat peşindeki avcılardan bir türlü kurtulamıyor. avcılar vurdu vuracak canı tehlikede ki öyle böyle değil, çok zor durumda. Kurt bu haldeyken bir köylüyle karşılaşıyor, adamın önüne çöküyor ve yalvarmaya başlıyor:
- “Ey insan, ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı. Eğer sen yardım etmezsen, biraz sonra yakalayıp öldürecekler beni”...
Köylü bir an düşünüyor. Sonra yanındaki boş çuvalı açıp, kurda içine girmesini söylüyor. Çuvalın ağzını bağlayıp, sırtına vuruyor, yürümeye başlıyor. Karşılaştığı avcılar civarda bir kurt görüp görmediğini soruyorlar. Köylü “görmedim” diye cevap veriyor.
Sonra çuvalın ağzı açılıyor, kurt dışarı salıveriliyor. Teşekkür ediyor. Köylü tarlasına doğru yürümeye başlıyor. Kurt “bir dakika” diyor. Köylüden yiyecek istiyor.
"Burada yiyecek ne arar" diyor köylü.
“Burada yiyecek olmadığı için, seni yemeliyim” deyince:
Köylü: “Olur mu, senin hayatını kurtardım” derken, kurt; “yapılan iyiliklerden ve hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur.
Bende kendi yararım için iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım” şeklinde cevap veriyor.
Köylü itiraz ediyor. Hikaye bu ya, kurt ile köylü karşılarına çıkacak ilk üç kişiye bu konuyu sorma kararı veriyorlar.
Karşılarına ilk önce yaşlı bir at çıkıyor. At diyor ki; “Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim. Yaşlanınca beni böyle kapıya koydu” diye konuşuyor.
Sonra bir köpekle karşılaşıyorlar; “Ben hizmetin değerini bilen, vefalı bir efendi görmedim. Yıllarca sahibime sadakatle hizmet ettim, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vururdu” biçiminde konuşuyor.
Kurt köylüye dönerek; “Gördün çare yok, seni yiyeceğim” diyor. Köylü itiraz ediyor;
- “Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, beni ondan sonra ye” diyor. Bu kez karşılarına bir tilki çıkıyor. Tilki hep nefret ettiği kurda oyun oynamak istiyor.
“Anladım da küçücük torbaya sen nasıl sığdın?” diye soruyor. Kurt bir şeyler anlatıyor. Tilki İnanmış gibi yapıyor: “Gözümle görmeden inanmam” diye konuşuyor.
İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya giriyor ve girer girmez de, tilki köylüye işaret ediyor ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlayıp eline bir taş alıyor:
- “Beni yemeye kalktın ha, nankör yaratık” diyerek, torbanın içindeki kurdu dövdükçe dövüyor. Tilkiye dönerek diyor ki;
- “Minnettarım, kurttan kurtardın”. Tilki de yanıt veriyor; “Benim için bir zevkti”. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılıyor, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünüyor, beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürüyor. Torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürterek,
- “Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş.” diye konuşuyor...
Kıssadan hisse, her ne kadar günümüzde iyilik yapmayı mübah sayan anlayış daha öne çıksa da biz iyilik yapmaya devam edelim.
Dostumuzu düşmanımızı iyi tanıyalım, ne yapalım edelim bize yapılan iyilikleri unutmayalım.
Yoksa kurtun durumuna düşeriz.
Bizi avlayacak bir Salih mutlaka çıkar.
Sağlıcakla kalın.
Oğuz Güven
© CopyRight By Kursunlukoyu.org 2010
Her Hakkı Saklıdır
Her Hakkı Saklıdır. Sitedeki İçerikler Kaynak Gösterilse Dahi İzinsiz Alınıp Yayınlanamaz.
Bu site içeriğindeki tüm materyaller, video, yazı, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca korunmakta olup, kursunlukoyu.org'un yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz, her ne sebeple olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz.