








Eskilerde düğüne derneğe misafir çağırırken “kırmızı dipli mum” gönderirlermiş. Biz ona pek yetişmedik de “kibrit” davetiyelerini bilmekteyiz. Kasabaya inen köylümüz “İnhisarlar İdaresi” kibritlerinden bir miktar alır, eşe dosta, köylüye kentliye:
- Falanca tarihte düğünümüz var … Mutlak sizi de bekliyoruz, diyerek eline kibriti tutuşturur böylelikle düğüne okumuş olurdu. Bu “okumak” tabirini pek severim… Davet kelimesi biraz da aristokratlar içindir. Okuntu, avamın lügati …
Şimdiler de davetiye bastırmak modası çok iş açtı vatandaşımızın başına. Kataloglar açılıp kıza, oğlana, akrabaya, taallukata bir bir gösterilecek önce. Fiyatlarda söylenecek ki işin ekonomik tartısını yapanlar da söz sahibi olsun. Kız birini beğenecek, oğlan bir başkasını. Teyze, Hala, Kayın, Kaynata bir diğer davetiye olsa, daha iyi olur mu, acaba diyecek. Yazılımı ayrı bir tasa … Eş dost, hısım akraba, konu komşu, liste olup yazısı güzel birine emanet edilecek. Unutulan olursa vay halimize. Tekrarı olsa, ikinci matinede seyredersin diyeceğiz ama, olsa olsa gelmeyene kamera gösterisi verilecek.
Bizim Gölpazarı’mızın 20-21-22 Haziran 2008 tarihlerinde kiraz festivali yapılacak. Dedik ya davetiye işi hafife alınacak bir mevzu değil. çok önceden yapılmalı ki gelecek misafirimiz programını ona göre düzenlesin. Üstüne konacak resimlerin tespiti gerekiyor, içinin program yazısı da arkasında ki fona göre renkli olmalı. En zoru da tertipleyenlerin isimleri. Sağ tarafa kimin adı, sol tarafa kimin adı yazılacak. Ankara’dan protokol dairesinden fikir alınmalı ki kimse gücenmesin.
Bizim davetiyemiz üç günlük … Öyle “yasak savma” kabilinden şöyle bir görüneyim, adet yerini bulsun diyorsanız, gönül bırakırız, haberiniz olsun. Her etkinliğimiz ayrı ayrı görülüp not verilmeli ki karnemiz “pekiyi” li olsun. Sergilerimiz gezilmeli, kirazlarımız yerinde görülüp tadına bakılmalı, sanatçılarımıza eşlik edilip türküler beraber söylenmeli ve de son gün mevlidimiz dinlenip hayır duaya beraberce el kaldırmalıyız.
Bazı aklı erenler :
- Aman Canım, bu festivalin neye faydası var? demekte kahvenin önüne oturup … Ben de çok düşündüm neye faydası var diye. Bunu bir de dışarıda yaşayan hemşehrilerimize sormalı … Yıllarca önce ölmüş babasını bir fotoğraf karesinde görünce göz yaşlarını tutamayan bir gurbet insanına sormalı… Yanında getirdiği misafirine, işte yeşillikler içinde, insanları sevecen, havası mükemmel, suyu buz gibi bir kasabamız var diye övünen insanlara sormalı. Yoksa şairin:
- “Ol mahilerki derya içredür, deryayı bilmezler”
Dediği denizin içindeki balığın denizi bilmediği, bizim de yaşayan insanlar olarak Gölpazarı’mızı bilmediğimizi ne zaman fark edeceğiz?... Tanıtıma gelince … Ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim.
Temel bir gün fotoğrafını çektirmek istemiş. Fotoğrafçıya;
- Ben fotoğraf çektirmek istiyorum, lakin vesikalık olmayacak.
Fotoğrafçı;
- Olur efendim. 24 çarpı 32’ye ne dersiniz?
Temel;
- 768 eder de, haçan bunun konumuzla ne alakası vardur? demiş.
Kıssadan hisse …
Bu yıl ki festivalimize sizleri de bekliyoruz. Eğer davetiye elinize geçmezse biliniz ki bu, davetiye yerine geçerlidir. Mazeret kabul edilmiyor.
Ben çok söyledim Belediye Başkanımıza. Eğer sözümü tutarsa “Kırmızı dipli mum” yaptıracak ve de pek çoğuna ulaşacak sanıyorum.
Kiraz Festivalimizde görüşmek ümidiyle…