








"İyiliğe iyilik, her kişinin; kötülüğe iyilik ise er kişinin kârıdır".
Fakirliği ve zenginliği yaratan Allah, zekâtı da fakirlere tahsis etmiş.
Bazı insanlar kötülük edenlere ve arkasından konuşanlara bile iyilikle karşılık verirler.
Neden böyle davranırlar?
Bu insanlar her ihtiyaç sahibine yardım için çırpınırlar.
.
Dünya yaşantısı rehberimiz olduğu için mantığımız almaz bir türlü diğer boyuta geçemez ve anlamlandıramayız olanları.
Oysa bu insanların yaptıkları sadece "maddi düşünen kafalar için" anlamdırılamaz.
İnançlı insanlar için ise tek bir açıklaması vardır;
Bu kişilerin tek amacı vardır Allah'ın rızasını kazanmak.
Bunun en kolay yolu da "hayır" yapmaktır.
Allah'ın rızasını kazanmaya sebep olacak "her güzel iştir", hayır
Müslüman kişi namaz kılan oruç tutan hacca giden mütedeyyin yaşayan kişi değildir sadece.
"Acıkmışı doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayırlıdır" sözüne uyar bu insanlar.
Zamanımızda da çok kötü bir deyiş oluşmuş ;
"Kendisine Müslüman".
Ne kadar acı bir deyiş.
Şahsi ibadetleriyle ve sadece kendi ailesi ve çevresiyle meşgul olup büyük bir bencillik ve cimrilikle topluma bir faydası olmayan insanlar için söylenen bu deyiş ne kadar utanç verici bir müslüman için..
Bir insanın ailesi, akrabaları ve yakın çevresi dışındaki insanlara karşı da çok önemli görevleri vardır.
Bu insan olmanın bir gereğidir.
İslam dininde Müslüman;
"İyi olan, iyilik yapan ve başkalarının iyiliğini isteyen kişidir"
Başkaları hakkında iyilik dilemeye "hayırhahlık" denir
Bunun aksi, yani başkalarının kötülüğünü istemek ise "bedhahlık"tır
Bedhahlık bir ruh hastalığıdır
"Haset" denilen kötü huy bedhahlıktan başka bir şey değildir
İyilik yapmanın yolları çoktur Müslüman, eli, dili ve malı ile yapabileceği kadar iyilikte bulunmalıdır
Bu, onun görevidir
Allah, mutlaka yaptığımız iyilikleri bilir ve karşılığını verir Kötülük (şer) ile Müslümanlık hiç bir şekilde bağdaşmaz
Müslüman sadece iyi olan değil, aynı zamanda başkalarının iyiliğini de isteyen, onlara iyiliği tavsiye eden, kendilerine iyilik için yol gösteren insandır Hatta kötülükten sakındırmak da sonuç itibariyle iyiliktir
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun İşte onlar kurtuluşa erenlerdir"
"Siz insanlık için meydana çıkmamış en hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alı korsunuz ve Allah'a imanınızda devam edersiniz"
"İyiliği emretmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah islemek ve düşmanlık yapmakta yardımlaşmayın Allah'tan korkun, çünkü Allah'ın azabı çok şiddetlidir"
"Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirinin yardımcılarıdır İyiliği emreder, Fenalıktan alı korlar, namazı gereği üzere kılarlar, zekâtı verirler Allah ve Resulüne itaat ederler"
Peki ne yapmalıyız?
Bunu önce çocuklarımıza öğretmeliyiz.
Bizden öncekiler evlatlarına vasiyet etmişler. Bizler de bunlardan faydalanabiliriz.
Mesela;
Çocuklarımıza Öğütler..
"Ey oğlum, Ey Kızım.."
Malını, paranı, himmetini, infakını, muhtaçlardan- ihtiyaç sahibinden esirgeme..
Üzerinde zekâta ait olan bir tanecik bile bırakma.
Zekâtını ver ki malin bereketi ve hayrı olsun.
Zekâta ayrılan o mal Hazret-i Allah´in hakkidir, sen de edasını ihmal etme.
Zekât, fakirlerin hakkidir. Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malini kirletmeyesin.
Zekâtını verdikçe Allah´in emri üzerinesin ve Allah senin o malının birine on verir.
Malının zekâtını vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz.
Malın telef olması, zekâtını vermemektendir. Ayrıca zekâtı vermemek bazı musibetlere de hedef olur.
Dine uyularak verilen zekât, malın tohumudur ve zekât olarak verilen mal, bu tohum, Allah katında
kabul toprağına ekilmiş olur.
Serpilmiş tohum yerden fazlasıyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir.
Fakirliği ve zenginliği yaratan Allah, zekâtı da fakirlere tahsis etmiş.
Her şeye kadir olan Allah´in seni zengin yaratırken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardır.
Fakirlerin hakkini kesme. Senesi geldikçe zekâtını ver.
Ayrıca sadaka vererek de zekâtını tamamla. Bir mal için zekât kök, sadaka ise dal budaktır.
Sadakadan elde edilecek sevabın siniri yoktur. Nitekim bunu kuvvetlendiren bir çok da ayetler vardır.
Fakirler zenginlerin aynasıdır. Nitekim her şey zıddı ile vardır.
Eğer Allah´in takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydı, bunu değiştirmeye gücün yeter miydi?
Fakirlik olmayınca zenginliğin güzelliği ve çekiciliği kalmaz. İşte Allah bunu böyle yaratmış.
Nimetin şükrüne sebep fakirliktir. Devlet ve ikbalin güzel olusuna süs yine fakirliktir.
Bu fani dünyada fakirler olmasa acaba sen zekâtını kime verirdin?
Fakir, zekâtı almaktan kaçınırsa üzül, alırsa da memnun ol, sevin.
Zekât, senin ikbaline ve varlığına bir vesiledir. Bunu da Allah tarafından sana verilmiş bir nimet ve lütuf
kabul et.
Allah\´in verdiği nimete şükretmesini bil ki ekmeğin ve suyun ziyadeleşsin.
Fukaraya merhamet nazarıyla bak. Sertlikle konuşma, cömertlik et.
Malini muhtaçlardan esirgeme. Allah´in sana verdiği nimetten açlara ve yoksullara yedir.
Kapını, fakirlerin bos dönmeyecekleri bir hale getir ve mümkün olduğu kadar ihsanda bulun.
Acıkmışı doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayırlıdır.
Senin elinden bir açın doyması, nice camiyi tamir ettirmenden yeğdir.
Bir susuza su vermen, her yıl Kabe´yi ziyaret etmenden daha hayırlıdır.
Senin yüzünden ihtiyaç sahiplerinin sevinmesi ne büyük saadet, ne büyük yücelik, ne büyük devlettir.
O geçim malı ne kutludur ki, fakirler onunla ihtiyaçlarını karşılarlar...
Ve o mal sahibi ne saadetlidir ki bin yere azık gönderir.
Bir fakire yardımı dokunan kişi gerçekten dine layık kişidir ve o kişinin hayrı başkalarına da geçer.
Sakin fukaraya tiksinti ile bakma ve asla ihsanda bulunmaktan kaçınma.
İhsanda bulunarak çocukları sevindir. Gönüllerini alarak kalplerini mamur et.
Hele hele yetimlerin ve kimsesizlerin yaralı gönüllerine merhem olursa...
Eğer gidişatını düzelttiysen ve Allah da sana malca nimet ve zenginlik verdiyse nimete nankörlük semtine sakin ayak basma ve hem fiil, hem de söz ile şükrünü eda et.
Gerçi şükür kelimesi herkesçe bilinir, herkes şükreder, ama sen yine de can u gönülden şükret.
Hem gizli gizli ve çok çok şükret; hem de ayni şekilde ihtiyaç sahiplerine ihsanda bulun.
Allah\´in kullarını aç, elbiseye, ekmeğe ve yiyeceğe muhtaç görünce ihsan kapısını sakin kapatma ve
sana hacetini bildireni sakin geri çevirme.
Yaptığın hayrı basa kakma
Fakirlere lütuf ve ihsanda bulunduğunda riyakâr davranmamak da ayrıca teşekküre değer.
Eğer fukaraya ihsanda bulunursan bunu gizli yap ve yardim ettiğini yalnızca Allah Teâla bilsin.
Yaptığın hayrı sakin basa kakarak boşa giderme, Karşındakinin utanmasına meydan verme ve ancak
kendin utan.
Nice insanlar yardim istemekten utanırlar.
Senin vazifen bu durumda olanları arayıp bulmaktır.
Nice ikbali ile aşağılık olmuş kişiler vardır ki bunlar kendi felaketlerinin ayakları altına düşmüşlerdir.
Öyleleri de vardır ki fakirlik kösesinde ayaklar altında kalmıştır da bir şey isteyip dilenemez.
İşte böyle kişiler için sen bir çare ulaştıran ol, ki bu hareket altın tavan yapmakta daha iyidir.
Bu islerdeki inceliği anla ki aslında yaptığın hayır senin kendinedir.
Eğer yardımında karşındakini incitirsen yahut riya için yaparsan, bunun hayrı ne sana, ne de ona fayda
etmez ve kaybolup gider.
Kimsesizlere yardim dağıtmak; zenginleri davet etmekten elbette çok daha üstündür.
Oysa o zenginler hem yer içerler; hem de seni çekiştirirler ve bir noksanın varsa onu anlatırlar.
Rızkına kanaat et
Rızkı veren Allah´in sana ayırdığına gönlünü bağla, razı ol ve her ne verdiyse ona kanaat et.
Rızkı hikmetle veren Allah, senin halini bilir ve rızkını, ihtiyacın olduğu anda gönderir.
Senin rızkın sadece herhangi bir mal dolayısıyla değildir. Rezzak olan Allah, başka sebeplerle de sana
rızık ulaştırır.
Para, yenilen şey değil, sadece rızkını sağlamada bir vasıtadır. Sonuçta yenilecek şey, yine Allah´in
yarattığı nimettir.
Eğer altını ve gümüşü harman etsen; ekmek, pirinç ve yağın yerini tutmaz, altın ve gümüşü dişlerimizle
yiyemeyiz.
Fakirlik seni hiç korkutmasın ki, nimetin sahibi olan Allah, hiç kulunu aç bırakır mi?
Minnet ile olan nimeti yeme, hatta kokusunda minnet olan gülü bile koklama.
Ancak sana ikram eden gerçekten sadik dostun olursa ve külfetsiz karşılıksız ikramda bulunursa kabul et.
Sen de o dostuna karşılık ver ve onu ikram ile mükâfatlandır.
Vefa elini vadeye açık tut. (NABİ)
Erkek Çocuğa Öğütler:
Ey oğul!
Çorak yere tohum ekme ve ağaç dikme, çünkü ürün vermez.
Yani nankör kişiye iyilik etme.
Çorak yerde tohum nasıl boşa giderse, nankör kişiye yapılan iyilik de öyle boşa gider.
Fakat iyiliği, lâyık olandan esirgeme.
Elinden iyilik etmek gelmezse, bari halkı iyiliğe yönelt.
Demişlerdir ki, "eddâllü ale´l-hayri kefâilihî", yani "Bir kişi bir kişiyi hayra yönlendirirse, o hayrı işlemiş gibi olur."
Yaptığın iyilikten pişman olma
Ey oğul!
Yaptığın iyilikten dolayı pişman olma ve kötülükten çok sakın. Çünkü iyiliğin ve kötülüğün karşılığı ölmeden sana erişir. İyilik ettiğin kişinin gönlü ne kadar rahat olursa, senin de gönlüne o kadar rahat erer. Bir kişiye kötülük edersen, o kişinin gönlüne ne kadar sıkıntı ererse, senin de gönlüne o kadar sıkıntı erer, belki tasası ve ağırlığı sende daha çok olur.
İyilik sadece malla mülkle para ile mi olur?
Hayır..!!
Sokakta, caddede, mahallede, çarşıda, pazarda taşı, çamuru pisliği, dikeni, kısaca insanlara eziyet veren ve tiksinti uyandıran bir şeyi ortadan kaldırmak iyiliktir
Çöpü, süprüntüyü başkalarını rahatsız etmemek için ortada bırakmamak iyiliktir
Yaşlı yahut hasta birinin işlerini görmek iyiliktir Kısaca Allah ve Resulünün bizden yapılmasını istedikleri, akıl ve vicdanın hoş gördüğü bir şeyi yapmak iyiliktir
Hatta kötülükten sakınmak ve başkalarına kötülük yapmamaya çalışmak da iyiliktir Bütün bu iyilikler de "sadaka"dır Bütün bunların ötesinde Allah ve Resulünün emir ve yasaklarının tümünü yaşamak ve bu hükümleri yeryüzünde hakim kılıp uygulamak için uğraşmak iyiliktir
Sayılmakla bitirilemeyecek kadar çok olan iyiliklerin bir yarış havası içinde yapılması her müslümanın görevidir
Herkesin yapabileceği bir iyilik de mutlaka vardır Hatta, müslüman, yalnız bu iyilikleri yapmakla kalmamalı, başkalarının da bunları yapmasına yardımcı olmalıdır
Onları iyilik ve yardım konusunda teşvik etmelidir
Çünkü Allah Teâlâ, iyilik yapmak, kötülükten sakındırmak hususunda yardımlaşmamızı emretmiştir
Allah için iyilik yapan, Allah için maddî ve manevî yardımda bulunan kimsenin mükâfatını da şüphesiz Yüce Mevlâmız verecektir
İyilik yapmak ve bu konuda yardımlaşmak kadar, kötülükten sakındırmak da müslümanların görevleri arasındadır
Mümin kişi gördüğü kötülükleri, ister büyük ister küçük olsun, eliyle düzeltmeye, o fenalığa engel olmaya çalışmalıdır
Bunu yapamayanların kötülük yapanlara nasihat etmeleri, yaptıklarının çirkinliğini anlatmaları, sözle onları kötülükten vazgeçirmeye çalışmaları gerekir
Eğer böyle davranılırsa kötüler ve kötülükler azalır İyilik yaygınlaşır Toplum huzur bulur Aksine davranış kötülüklerin salgın gibi her tarafa yayılmasına, toplumun içten çökmesine sebep olur (Osman ÇETİN)
Bunun içindir ki dinimiz, iyiliği emir ve kötülükten alıkoymayı (emr bi'l-ma'rûf nehy ani'l-münker) müslümanların yapmaları gereken en önemli görevleri arasına almıştır
Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm- tebliğ için bâzı Yahudilerin yanına gitmişti. Yahudîler, ona kötü sözler sarf etmeye başladılar. O ise bunlara karşı iyilikle ve tatlı bir üslûpla konuştu. Kendisine:
“–Onlar sana kötü söylüyor, sen ise hâlâ iyi söylüyorsun?” diyenlere de:
“–Herkes kendi metâını satar.” diye cevap verdi.
Yani insanın bütün davranış, hâl ve hareketleri, iç âleminin aynasıdır.
Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmayacağı gibi, gönül âlemi berrak olmayan bir bedbahttan da güzel bir davranış beklemek beyhûdedir.
Niyetleri karanlık olanların, yolları aydınlık olmaz.
Her küp, içindekini sızdırır.
Bu itibarla kötülüğe kötülükle mukâbele etmek, ham insanların davranış şeklidir.
Her hâlükârda iyilik yapabilmek ise, kişinin iç âleminin ulaştığı ulvî seviyeyi gösterir. İnsanlara iyilik yapmanın da üç fazîlet derecesi vardır:
Birincisi, iyiliğe karşı iyiliktir. Yapılan bir iyiliğe en azından teşekkür etmek, insanın en tabiî vazîfesidir. Bundan daha değerlisi, iyiliğe daha büyük bir iyilikle karşılık vermektir.
İkincisi, karşılık beklemeden iyilik etmektir. Böyle davrananlar birinci basamaktakilerden daha üstün kimselerdir.
Üçüncüsü ve en değerlisi de kötülük edene iyilik etmektir. Zîrâ her hayrın fazîleti, onun zorluğu nisbetindedir. Kötülüğüne mâruz kalınan birinin iyiliğini isteyebilmek, son derece zor bir iştir. Bunun içindir ki; “İyiliğe iyilik, her kişinin; kötülüğe iyilik ise er kişinin kârıdır.” denilmiştir.
© CopyRight By Kursunlukoyu.org 2011
Her Hakkı Saklıdır
Sitedeki İçerikler Kaynak Gösterilse Dahi İzinsiz Alınıp Yayınlanamaz.
Bu site içeriğindeki tüm materyaller, video, yazı, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca korunmakta olup, kursunlukoyu.org'un yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz, her ne sebeple olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz.