








Masamın üzerinde ebat olarak bir hayli büyük, sahife olarak da yüklü bir kitap duruyor. Ömer Lütfi Barkan’ın Hüdavendigar Livası Tahrir Defterleri. Her gün üstündeki tozları siliyor, açıp notlar alıyor, sonra kutsal bir emanet gibi okşayıp yerine koyuyorum. Hayatımda aldığım hediyelerden en değerlisi, en kıymetlisi.
Gölpazarı’na ait tahrir defterlerini incelemek için bir yüksek lisans talebesini Ankara’ya gönderilme ricasını büyük bir iştiyakla yerine getiren zamanın kaymakamı Sayın Yasemin Çetinkaya’yı da burada minnetle anmak istiyorum. Ankara’ya giden kardeşimiz bize bir hayli belge getirmiş, hele vakıf medresesi ile ilgili vakıf senedi bize birkaç damla gözyaşına mal olmuştu.
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün zamanımız Türkçesine çevirdiği Osmanlı arşivleriyle uğraşırken bir gün bu bahsettiğim kitabı buluverdik masamızda. Getiren, muhtarımız Behzat Gültekin, gönderen dünya ve ahiret kardeşimiz Oğuz Güven.
Oniki yaşlarında falan, kitapçı Ali Dere’nin şimdi çoğu kimsenin hatırlamadığı kitapçı dükkanından aldığım Dr. Adnan Adıvar’ın Hakikat Peşinde Emeklemelerim adlı kitabı, bir de Hüdavendigar Livası Tahrir Defterleri kitabı… Kütüphanemdeki ciltlerle kitabı terazinin bir kefesine koydum, bu iki kitabı diğer kefeye. Hangi taraf ağır geldi dersiniz?
İnsan yaşadığı sürede pek çok kimseye minnet duymuştur. Annesine, babasına, hocasına, arkadaş veya akrabalarına. Hangilerine duyduğunuz minnet diğerlerinden farklıdır, hiç düşündünüz mü? Terazide hangi minnet daha ağır basıyor fikrinizce ?
Zübeyir Gündüzalp’in – Allah ona rahmet etsin- ifade ettiği gibi;
“ Minnet duyma meselesi biraz da istifadenin genişliğiyle mebsuten mütenasiptir. ( doğru orantılıdır )”
Ömrümüz yeter, kalemimiz elverirse Gölpazarı tarihine ışık tutacak bu eserden alıntılarla yeni bir şeyler yazmak istiyoruz. Bu, biraz da minnet bedelini ödemek olacaktır. Diğergamlığın tarifi olan;Yaşatma zevkiyle, yaşamaktan vazgeçme” düsturunu hayata geçirmek, hakkı olana hakkını vermek gerekecektir. Bir yazarın dediği gibi;
“Fedakarlık, hasbilik ve diğergamlık duyguları ile gönlü dopdolu olan fertler ve böyle fertlerden oluşan bir çoğunluk meydana gelmedikçe bir toplumun ve milletin ciddi manada dirilmesi mümkün değildir.”
Oğuz Güven kardeşimize bu minnet ve teşekkür yazısını çok daha önceleri yazmalıydım. Eskiler “ geç kalan teselli idamdan sonraki affa benzer” demişler de, geç kalan teşekkür için uygun bir söz bulamamışlar. Ben de bundan cesaret aldım galiba…
Kurşunlu köyü sitesini yaşatanlara da teşekkürü ihmal ettik bu günlerde. Başta Oğuz Güven ve Hasan Basri kardeşlerimiz her türlü övgüyü fazlasıyla hak edenlerden. Dernek çalışmalarıyla Muhtar Behzat Gültekin ve arkadaşları da bu övgüden nasip almayı hak edenlerden. Maddi ve manevi destekleriyle bütün bunları ayakta tutan Kurşunlu köyü ahalisi de övgüyü hak edenlerden…
BİZE DE BUNLARI YAZMAK KALDI …
Erol ERKEN©CopyRight
© CopyRight By Kursunlukoyu.org 2011
Her Hakkı Saklıdır
Sitedeki İçerikler Kaynak Gösterilse Dahi İzinsiz Alınıp Yayınlanamaz.
Bu site içeriğindeki tüm materyaller, video, yazı, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca korunmakta olup, kursunlukoyu.org'un yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz, her ne sebeple olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz