








Zamanın birinde güzel insanların yaşadığı çok güzel bir köy varmış. İnsanlar birbirini sever, birbirinin derdine, sıkıntısına ortak olur, yardımına koşarmış.Yardımlaşma o kadar yüksek bir duruma gelmiş ki her an her saniye birbirlerine yardım eder olmuşlar. Bu tutkunluk yıllarca devam etmiş. Kız alıp vermişler akrabalıklar kurulmuş.Gel zaman git zaman o altın nesil yaşlanmış, çocukları geçmiş yerlerine.
Traktör çıkmış, evlere çamaşır makineleri televizyonlar girmiş. Okullar okumuş tahsilli nesiller yetiştirmişler. Şehirlere göç köy nüfusunu azaltmış. Köyde kalanlar dedelerinden aldıkları emanetleri devam ettirmeye gayret göstermişler. İşler azalınca köy kahveleri dedikodu üretme merkezi haline gelmiş. Şakayla takılmalar kalp kırıklıklarına dönüşmüş. Bu üretilen dedikodular pis bir duman gibi bulut oluşturup milleti boğmaya, kiri pası da insanlara bulaşmaya başlamış.
Bazen peygamber makamını temsiliyetle mükellef Hocalara bile sirayet etmiş bu dedikodu bulutu. Hatta birçok köy İmamı birçok köyü istemez olmuş engel olamadıkları dedikodu yüzünden. Her cuma hutbesinde umutla ettikleri vaazın etkisini yitirdiğini gördükçe kahrolmuşlar.
Her köyde birkaç Allah dostu olmasaymış kaçıp gideceklermiş o diyarlardan o hale gelmişler.Benim anlatacağım da böyle hislere sahip "Bir İmam" dan nakil. İmam Efendi'ye çok laf taşıyan, dedikoducu bir amcamız gelip soruyor;
"Hocam, ben çok dedikodu ettim, yalan söyledim, milleti birbirine düşürdüm. Bazen şakayla karışık yaptım bunu ama etkisi fazla oldu. İyi iş yapanların, hayır işleyenlerin arkasından laf ettim, kıskandım, köstek olmaya çalıştım. Fakat artık yaşlandım, aklım başıma geldi, yaptıklarıma tevbe ettim. Acaba affoldum mu?".
Hoca efendi de ona, misalle anlatıyor.
"Bir kuş tüyü yastığın içindeki tüyleri rüzgâra savursan sonra da bütün tüyleri geriye toplayabilirsen affolur" diyor.
"Çünkü sen hep kul hakkına girdin.Allah kendisiyle ilgili her hakkı affediyor eğer sevgili bir kuluysan,layığıyla tevbe edebildiysen.Ama Allahın affetmediği tek günah kul hakkı.Çünkü o Allaha ait değil.Hakkına girdiğin kişi seni affetmeden Allah araya girmiyor"
Ama ne mümkün? Uçup gittiler, bu kuş tüyleri nasıl toplanır?
İşte bu tüyleri tek tek toplamak gerektiği gibi, kimin dedikodusu yapıldıysa , kimin hakkına girildiyse, onlarla tek tek helalleşmek gerekir. En kötü işlerden birisi, gıybettir. Gıybet, amelleri boşa çıkarır, dünya ve ahirette zarara uğratır. Gıybetle söz taşımak, birbirine yakındır.
İkisi de aynı şeyden doğar.
İkisi de taşkınlık ve azgınlıktır.
Azgın olmayan kimse bunlarla uğraşmaz.
Söz taşıyan, katil gibidir.
Gıybet eden ise, leş yiyen gibidir.
Azgın kimse, kibirlidir.
İnsan nefsini bu hastalıklara kaptırınca, iftira günahına da girer. Gıybet, kişinin nefsini temize çıkarmak istemesinden ve kendisini beğenmesinden doğar. Gıybetten, en büyük beladan kaçar gibi kaçmak gerekir.
Peygamber efendimiz, "Ya hayır söyle, ya sus" buyuruyor.
Kaldı ki gıybeti dinlemek, iki kat daha günahtır, Çünkü cambazı ipten düşüren, onu seyredenlerdir. Hem günaha giriyorlar, hem de günaha sokuyorlar. Kim ki gıybet edene,
"Yapma, Allah’tan kork, o senin din kardeşindir" diyerek, onu susturursa, yüz şehit sevabı alır. Buna gücü yetmezse, hiç olmazsa konuyu değiştirmesi veya orayı terk etmesi gerekir.
Ahmed bin Harb hazretleri buyuruyor ki:
"Bana kim düşmanlık yapıyor, kim beni gıybet ediyor ve hakkımda kötü söylüyor, keşke bilsem de, ona altın ve gümüş göndersem. Benim işimde çalışarak, kazandığı sevapları benim defterime geçirdiğine göre, benim paramdan harcasın."
"Allah'ın kabul edeceğini vaat ettiği tevbe, kötülüğü ancak cahillik sebebiyle işleyip, sonra da çabucak (min karîbin) vazgeçerek günahtan dönüş yapanların tevbesidir" (Nisa Suresi, 4/17)
Allah, Ramazan ayından azami derecede istifade etmeyi hepimize nasib etsin.