








Dibekte bulgur dövmeyi kolay sanırsanız aldanırsanız. Ben ney öğrenilen bir yere gitmiştim de doğru dürüst ses çıkarmayan birinin elinden neyi alıp üflemeye kalktım da hiç ses çıkaramamıştım.
Harmanlar çayırlıkta kurulurdu. Ekin desteleri tırmıkla toplanıp öbek yapılır, kişinin varlığına göre öküz veya at arabalarına yüklenip harman yerine taşınırdı. Bir zamanlar “Kelleci Mehmet” romanını okurken bu Kelleci namı kişinin yiğitliğinden ve de kelle almasından geliyor diye fikir yürütmüştüm de sonraları öğrenmiştim Kelleci adının nereden geldiğini.
Ekin desteleri usulüyle yüklenecek arabaya. Daha öncesi biçilen ekin güzel öbeklenecek tarlada. Araba taşlı, bozuk yolda giderken desteler asker nizami usulü olduğundan zayiatsız gelecek harman yerine.
Gariban takımı evvel emirde destesi kaldırılan tarlayı ziyaret edecek. Kuş milleti tarlada kalan daneyi kaldırıp hasat etmeden yetişecek ki zahmetine değsin. Bunlar derlenip toparlanınca arabanın gittiği yol denetlenecek. Yola düşen kelleler de hasada eklenince yevmiye tama olmuş olacak. İşte Çorum’un kellecisi oysa bizim başakçımız da isimsiz anılacak.
Bizim milletimiz isim bulmakta pek ustadır. İsim, yapılan işin üstüne öyle bir oturur ki duyanın ağzı bir karış olmasa da epeyce açık kalır. Döven de öyle isimlerden biridir. Tarladan gelen desteler çayırın üstüne dövenin mahareti gözetilip kalınlık ayarınca yayılır.
Ata, eşeğe, öküze koşulan döven üstünde gezdirilince dane saptan ayrılır, saplar da saman olur. bu dediğimi yapan da dövenin altındaki demiri bile kesen çakmak taşlarıdır. Çakmak taşı olmasa tahta dövenin marifeti mi olacak? Dövenin işi uzun olduğundan ve de harman işi günlerce sürdüğünden keyif ehli dövenin üstüne bir de taht yaptırır oturmak için.
Hayvanın semeri gibi bir şey. Biraz daha ehli keyif iseniz evden yumuşak bir minder alıp sereceksiniz tahtın üstüne. Şimdinin dondurmacı tezgahlarında gördüğünüz güneşlikler o zaman olsaydı bizim köylümüz onu da koyardı dövenin üstüne mutlak.
Akşam vakti, tınaz zamanı. Tınaz için rüzgar gerek. Rüzgar olacak ki yabayla savurduğun avarada saman bir yana dane bir yana gidecek. Çocukluğumuzda rüzgarın çıkmadığı, tınazın yapılamayıp harman yerinde dört gün beklediğimizi hatırlıyorum.
Şimdiki sanayi çarşısından fabrikalara kadar çayırlık. Harman yerleri oralara kuruluyor. Rüzgar da bazen gelemiyor oralara kadar. Hani Hz. Süleyman Peygamber zamanında sinek şikayetçi oluyor da yardım istiyor peygamberden;
- Çağır gelsin diyor rüzgârı Hz. Süleyman Peygamberimiz. Çağır gelsin de mahkeme kuralım, hüküm verelim.
Şimdinin rüzgâr şikâyeti o zaman olsaydı hüküm mutlak rüzgârdan yana olacaktı.
Bizim evimiz kayada olduğundan harman yerleri pek güzel görünürdü. Bir Eylül panayır zamanı rüzgârı bulamayan çiftçi sektörümüz de panayır bile yapamayıp harmanla uğraşırdı. Şu zamanın biçerdöverleri Temmuzun ilk günlerinde eşyalarını toplayıp dönüş yoluna çıktıklarında eskiler dizlerini dövüp eski günleri anlatırlar.
Buğdaylar ambara, samanlar samanlıklara konup;
- Yaradana şükür… Bizim nasibimiz bu kadarmış. Cenab-ı Hak bunu yedirmeyi nasip etsin. Duaları edilir, akşamüstleri her mahallenin dibeklerinde bulgur dövmeleri başlardı. Konser modası, festival eğlenceleri daha moda olmadığından eğlence yerleri dibek mahallinde kurulurdu.
-
Bulgur, ikili ve ya üçlü dövülecek. Tokmaklar belirli bir tempo tutturacak ve takırtısıyla türkü bile bestelenecek. Eskiden nota yazma olmadığından tempoyu en usta tokmakçı belirleyecek de seyir için toplananlar radyoda türkü yerine tokmak sesiyle ruhlarını dinlendirecekler.
Bulgur, bizim milli aşımızdır. Anadolu’nun her yeri gibi üstüne türküler yakılmış, yemek misafirleri sırasında başköşeye oturtulmuştur. Pilavını yapmak ayrı bir sanat sayılmış, pirinç pilavını herkes pişirir de bulgur pilavını herkes düşüremez diye de aşçısına unvan verdirmiştir.
Bulgurun en çok kullanıldığı bir yer de hayır pilavlarıdır. Çevrede Hacet Bayramı, Hıdırellez pilavı gibi isimlerle de anılan hayır pilavları genellikle 6 Mayıs ve daha sonraları Cumartesi ve Pazara rastlayan günlerde tertip edilenhayırlı cemiyetlerdir.
Kocakarı soğuklarının, sitte-i sevrin geçip altı mayısa ulaşıldığında Hızır aleyisselam ile İlyas Peygamberimizin buluştuğu bir zamandır Hıdırellez.
Sabah, ezan okunduğunda kalkardı rahmetli annem. Komşu kadınlarla sözleşilmiş birkaç gün öncesinden. Evvel emirde Hamza Dede çeşmesine gidilip dua edilecek, yandaki ağaca bez bağlanacak. Sonra ateşler yakılıp çimenlerin üstünden yuvarlanıp topraktan kuvvet istenecek.
Ateş yakmak eski ata yurdumuz Ergenekon geleneklerinden. Kır çiçekleri açmış, kendilerini toplamaya gelenleri beklemekte. Çiçeklerin yanında bin bir çeşit ot da toplanacak.
Çocuklar evde uyumakta. Çiçekler ve otlar demet yapılıp bağlanacak, uyuyan çocukların üstlerine vurulup uyandırılacak. Büyükçe bir kazanın altına ateş yakılıp bunlar suya konup bir güzel kaynatılacak ve de çocuklar bu suyla yıkanıp şifa için, kuvvet için, hayır için dua edilecek.
Akşamdan her komşu kadından bir nişan alınmış. Kimi yüzüğünü kimi küpesini, kimi kendini belirtecek bir emanet vermiş. Kazı Otu’nun Köroğlu diye çağırdığı Sıdıka Hanım teyzenin evi önündeki toprak küpe doldurulmuş ve üstü de bir güzel bağlanmış oyalı yazma ile.
Çaylar demlenip evde yapılan börekler, gözlemeler ve de çeşit çeşit yiyeceklerle kahvaltı yapılıp;
- Haydi toplanın bakalım kısmetinizde ne çıkacak hanımlar çağrısını yapan manici kadının etrafına halka oluyor komşular.
-
Manici kadın küpün içine bakmadan elini daldırıyor, bir emanet alıyor avucuna. Kendisi dahil kimse ne olduğunu bilmemekte. Başlıyor maniye;
“Atlayıp geçti eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Haneye neşe geldi
Bu kız evin yakışığı”
Avuç açılıyor, yüzüğün sahibi yeni evli bir ter-ü taze. Kuvvetli bir alkış kopuyor. Tam yerine oturmuş mani. Gerçekten evin yakışığı bu gelin. Evlendi, eve geldi de ölü evi gibi sessiz sadasız hane düğün yerine döndü. Allah bahtından güldürsün.
Derken yeni bir emanet, yeni bir mani;
“Kümbüle bak kümbüle
Hiç teveyi yok bile
Askerin karısına
Kirli yazma çok bile”
Avuç açıldı, küpe, sahibine verildi. O da ne… Essah bu asker karısı. Kocası sekiz ay oldu asker olalı. Bu manici kadın gaybı bilici oldu baksana. Nasıl da mani emanet sahibinin tam ahvaline göre çıkmakta? Buna pek şaşıran komşular neden sonra öğrendiler de manici kadının çıkan emanete çaktırmadan baktığını da bu maniciyi değiştirelim diye el birliği ettiler.
Sonra, dilek yazımı başlayacak. Ders defterlerinden koparılan kağıtlara dileğin neyse yazılacak. Para mı istiyorsun, sağlık mı istiyorsun, mevki makam mı istiyorsun. Bir güzel arzuhal yazılıp katlanacak dörde. Ver elini kavaklığın içinden geçen dereye.
Hızır ile İlyas Aleyhisselam suyun alt başında beklemekte dilekleri toplamak için. Cenab-ı hakkın sevgili kuluysan mesele yok. Görevde aksaklık varsa talihine küseceksin ve de kendini düzeltmeye bakacaksın.
Gül dalları para keseleriyle dolmuş. Genellikle kırmızı kumaştan yapılmış para keseleri dilek ağacı gibi gül dallarını süslemekte. Haneye bereket olsun. Gam kasavet çekilmeyip yokluk görülmesin. Bir daha ki Hıdırellez’e kadar millet, memleket günlük güneşlik içinde mutlu günler yaşasın.
Komşulardan bulgur toplanacak ilk önce. Variyetine göre bir şinik mi olur iki şinik mi olur muhtar biriktirecek bulguru köy odasında. Hane başına yufka salınacak. Elli pişiririm, altmış yaparım diyene aferin denilecek. Köyün ağaları tekeden tut, boynuzlu koça kadar yeterince et tedarik edecek hayır pilavına. Şimdinin tavuklu pilavı bilinmiyor o günlerde. Kara etli olacak pilav dediğin. Ayranla hoşafın hesabı yapılmıyor. En kolay iş hayrın içecek kısmı.
Civar köylere okuntu gönderilecek. Falan gün öğlen vakti Hıdırellez hayrımız var. Bütün komşular davetlidir, diye. Kaymakam, Belediye Reisi, memuran takımı bizzat muhtarın davetlisi. Sesi sadası gür, dinleyenin gözünü yaşartacak hocalarımız mevlit okuyacaklar o gün. Arada ilahiler de olmalı ki daha bir duygulu olsun.
Aminnnnn, diyerek duaya duran hocamız, başta peygamber efendimiz, embiyamız, evliyamız, orada bulunan cemaatin geçmişlerinin ruhlarına, hastalara, borçlulara, dertlilere ve de ürünümüzün bereketli olmasına, devletimizin bekasına diye duasını tamamlayıp El-Fatiha’yı çektiğinde eller yüze sürülüp sinilerin başına geçilecek.
Yufkayı el büyüklüğünde koparıp pilavı içine doldurmayı biliyorsanız ne ala. Yoksa benim gibi sofradan aç kalkarsınız da bir başka sefere evden kaşığı cebinize koyup öyle gelirsiniz hayır pilavına.
© CopyRight By Kursunlukoyu.org 2010
Her Hakkı Saklıdır
Sitedeki İçerikler Kaynak Gösterilse Dahi İzinsiz Alınıp Yayınlanamaz.
Bu site içeriğindeki tüm materyaller, video, yazı, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca korunmakta olup, kursunlukoyu.org'un yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz, her ne sebeple olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz