








Neyzen Tevfik ‘ e bir yazar, yazacağı romanı anlatıyordu. Sonuna gelince Neyzen yüzünü
buruşturdu :
- Bu konuyu beğenmedim ! …
- Öyle amma, siz hiç roman yazmadınız. Nasıl fikir yürütürsünüz ?
Neyzen kızdı ;
- Ben yumurtanın’ da iyisini, bayatını anlarım. Fakat hiç yumurtlamadım !
Bu fıkra da nereden çıktı , ne alaka diyeceğinizi biliyorum. Ben Kurşunlu’ lu değilim, yazı yazmayı da pek beceremiyorum ya, aklı erenlerden birine sordum benim yazılarım nasıl ilgi çeker diye. Akil adam bana nasihat etti ;
“ Yazıya önce bir hikaye veya fıkra ile başlamalısın Osman dedi. En tanınmış sanatçı şarkıya nasıl başlar? Önce saz heyeti bir taksim yapacak, dinleyici onun şaşkınlığı içindeyken başlayacak şarkıya. Kırkpınar’da pehlivanlar güreşe başlamadan evvel ellerini el, diz ve ayaklarına vurup peşreve başlayınca seyirci yerinde duramıyor. Neden ? Peşrevi sevdiğinden mi, kızdığından mı ? Bir an önce güreş başlasın istiyor. Sadi-i Şirazi Bostan-ı, Gülistan’ ı yazarken her hikayenin sonuna bir nasihat koymadı mı? Mevlana bilmem kaç ciltlik Mesnevi de hep hikayeler anlatmadı mı? Yazdığım yazıyı okumalarını istiyorsan arada bir fıkra anlatacaksın ki okuyucu, şu lüzumsuz yerleri de okuyayım belki arkasında güleceğim bir fıkra çıkar diye yazının tamamını okumak külfetine katlanacak “ demişti Akil adam.
Paşa Hazretleri Konağında yemek yerken patlıcan musakkayı çok beğenmiş ;
- Yahu, demiş. Şu patlıcan üzerine yemek yoktur. Nesi olsa yenilir. Yanında ki dalkavuk hemen atılmış ;
- Evet Paşa Hazretleri, patlıcan gibi sebze yoktur. Nesi olsa yenilir.
Bir kaç gün sonra sofraya patlıcan karnıyarık gelince Paşa kızmış ;
- Yahu, demiş. Şu patlıcan da bir şeye benzese bari, yenilecek şey değil.
Dalkavuk Paşanın sözünü tastiklemiş.
- Haklısınız Paşa Hazretleri, berbat bir şeydir. Şunu nasıl yerler anlamıyorum. Paşa kaşlarını çatmış ;
- Ulan, iki gün önce patlıcanı övüyordun, şimdi ise yerin dibine sokuyorsun. Dalkavuk yerlere kadar eğilmiş ;
- Aman Paşa Hazretleri demiş. Ben patlıcanın değil, zatıalinizin dalkavuğuyum.
Ben bir zamanlar Sayaç Memuru diye bir yaz yazmıştım siteye. O zamanlar sitenin eski şekliydi. Okuyucuların yorumları yayınlanır, ziyaretçi sayısı da gaz verme kabilinden işaretlenirdi. Yeni site pek güzel oldu maşaallah. Ama ben bir yerini beğenmedim nedense. Değerli okurumuz yorumunu yazıyor, yanında iki el var. Birinin baş parmağı yukarıda, birinde aşağısını gösteriyor. Hani Roma Arenasın’ da dövüşçülerin yenilenin öldürülmesi emrini veren İmparatorun yaptığı gibi. Birine katılıyorum yazmışlar, diğerine katılmıyorum. Ben pek anlamadım ama site yöneticileri mutlak en doğrusunu yapmışlardır. Sitede ki yazıların pek çoğunu inceledim bunu anlamak için. Mesela : Hıdırellez Böyle Geçti başlıklı bir yazı var. Altına “ Çöplük olmasın” diye bir yorum yazılmış. Katılanların sayısı 17, katılmayanlar 14. Düşündüm bir hayli zaman. Acaba dedim yazıyı beğenenlerin sayısı on yedi mi, yoksa çöplük olmasın diyenlerin sayısı mı on yedi. Peki bu 14 kişi çöplük olsun diyenlerimi ifade ediyor. Bir türlü çıkaramadım.
Köyümüzün Tarihçesi diye mükemmel bir çalışma örneği var, çok ama çok emek verilmiş. Yazısıyla, kişilerin resimleriyle tam bir tarihçe. 14 katılan var, 13 katılmayan. Hele bunu hiç anlamadım.
Oğuz Güven kardeşimizin kangal köpeği çalınmış. Sitede bulana 5.000 TL ödül verileceği ilan edilmiş. 8 katılan var, 6 katılmayan. Bu katılmayan okurlar ne demek istemişler acaba?
- Yahu Oğuz Bey, bir köpeğe 5.000 TL verilir mi? Belediye, köpekleri gönderecek yer arıyor. Alana üstüne üstlük para verecek neredeyse, mi diyorlar. Yoksa ne iyi olmuş, bir çobanın işine yarar, yahut bir eve bekçi olur mu, diyorlar.
Bu Muhtarı Tanıdınız mı diye bir yazı yazmıştım. Sonuçlar 15’e 5 … Bir arkadaş “ Ben tanıdım” diye yazmış, 5 arkadaş “ Hadi canım, sen nereden tanıyacaksın, bu hayali bir adam, uydurma bir tipleme” mi dediler anlayamadım.
Örnekler pek çok da ben başınızı ağrıtmak istemiyorum rakamlarla. Lakin biri çıkıp bunu anlatsa pek sevineceğim.
Amerika’ da bir köylü ile bir profesör trende aynı kompartıman da seyahat ediyorlardı. Bir ara köylü profesöre seslendi ;
- Yolumuz uzun. Birbirimize bilmeceler soralım, bilmeyen bilene 10 dolar para versin.
- İyi fikir, kabul.
- Yalnız bir nokta var ben cahil bir köylüyüm. Oysa siz profesörsünüz. Onun için ben bilmeyince 5 dolar vereyim, siz bilmeyince 10 dolar verirsiniz.
- Makul.
- Birinci soruyu ben sorayım. Acaba yürürken dört ayağı ile yürüyen, uçarken de iki ayağı ile uçan hayvan nedir?
Profesör bir an düşündü, bilemedi, cebinden 10 dolar çıkarıp köylüye ;
- Bilemedim, dedi. Buyur 10 dolar. Neymiş bakalım o hayvan ?
- Ben de bilmiyorum !
Ve köylü cebinden çıkardığı 5 doları profesöre geri verdi …
Kıssadan hisse … Yazının başlığında ki boş çuval nasıl dik durur sorusunu soracağınızı biliyorum ey okuyan kardeşlerim.
Bilemediyseniz soruyu ben sormuş olayım, 10 liranızı alayım, bozuk param olunca 5 liranız iade edilecektir, merak etmeyin. Bizde kimsenin alacağı kalmaz ! …
Osman AKGECE
© CopyRight By Kursunlukoyu.org 2011
Her Hakkı Saklıdır
Her Hakkı Saklıdır. Sitedeki İçerikler Kaynak Gösterilse Dahi İzinsiz Alınıp Yayınlanamaz.
Bu site içeriğindeki tüm materyaller, video, yazı, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri Telif Hakları ile ilgili yasal mevzuat uyarınca korunmakta olup, kursunlukoyu.org'un yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz, her ne sebeple olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz.