








Kuran’ı Kerim’in Neml suresi 17 ve 18. Ayetlerinde Cenab-ı Hak karıncaları şöyle anlatıyor;
“ Bir gün, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları , emri üzere Süleyman’ın önünde toplandılar ; tam bir itaat ve disiplin altında ilerliyorlardı.
Derken, karınca vadisine geldiler. Karıncalardan biri “ Ey karıncalar” diye seslendi, “ Derhal yuvalarınıza girin ! Süleyman ve orduları , farkınıza varmadan sizi ezip çiğnemesinler ! “
Abdullah Aymaz Hoca anlatıyor ; “ Biz bazı bilim adamlarıyla Kuran ayetleri üzerine sohbetler yapıyorduk. Karıncalar konusuna gelince bir kelime üzerinde fazlaca durduk. O da Neml suresinin 18. Ayetinde geçen “ Nemletün” kelimesiydi. Eğer “ en-neml ” olsaydı kraliçe karınca manasına gelebilirdi. Oysa burada ki “ nemletün “ kelimesi herhangi bir karınca, karıncalardan meçhul bir karınca manasına geliyordu. İşte o karıncalardan bir karınca “ Ey karıncalar yuvanıza girin “ diyerek bir tehlikeyi haber veriyor ve cemaati korumaya çalışıyordu. Kraliçe olmadan bu nasıl olabilirdi ?
Bunu Orman Fakültesinden bir profesörümüz şöyle izah etti ;
Canlıların işitme organı kulaklarıdır. Her canlının kulak yapısı da değişiktir. Bazı canlılarda sadece hassas bir zar şeklinde deriden ibarettir. Ama karıncalara gelince tamamen değişik bir sistem vardır. Yani karıncaların işitme organları ayaklarının içindedir. Ve son derece hassastır. Sanki yer çekimini fark edecek duyarlılıkta.
Demek karıncalardan bir karınca haber veriyor tehlikeyi kraliçe karıncayı beklemeden. Emir komuta zinciri içinde hareket etmiyor karınca. Neden ?
Yazının başında rahmetli Arif Nihat ASYA’ dan anlattığımız “ İçimizden biri “ sözünde bütün mana. Bütün her şeyi bu “ içimizden biri “ tabiri anlatıyor. Herkese bir görev düştüğünü, herkesin mes’ul olduğunu anlatıyor “ içimizden biri” .
İçimizden biriydi Adem TATLI. “ Önden Giden Atlı “ lardan biriydi. Önden giden atlıların en önünde biriydi. 1967 yılında Adana’da doğdu, 24 Ağustos-2006 yılında Moğolistan’da, Darhan’da Hak’ka yürüdü.
1994 yılında geldi Moğolistan’ a. Eşi Aysel Hanımın “ hiçbir şeyi olmayan bir yer “ dediğinde ;
- Orada insanlar var mı ?
- Evet.
- Eğer onlar yaşıyorsa biz de yaşarız, demişti Adem Bey.
Yeni evlenmişlerdi. Bir hafta boyunca kahvaltıda soğan salatası yediler.
Çarşıda, pazarda ekmek yoktu. Un aldılar, ekmek yaptılar.
Buradaki varlıklarının nedeni Moğol çocuklarını yetiştirmek, bu ülkenin makus talihini değiştirmek için elini taşın altına sokmak, hizmet yolunda dünyayı kucaklamak olunca insan her şeye katlanabilirdi. Başlangıçta tüm Moğolistan’da sadece dört Türk aile vardı, düşünebiliyor musunuz ?
Üç parça battaniyeleri vardı. Birini yastık, birini yatak, birini yorgan yaptılar.
Okullar açtılar. Önce 48 öğrenci sonra diğer okullar, diğer öğrenciler. Türkçe ‘ yi , güzel Türkçemizi öğrettiler onlara yıl sonuna kadar. Yaşamda ki ahlaki değerleri, milletimizin gelenek ve göreneklerini öğrettiler. Başta Mustafa Kemal ATATÜRK ‘ü, İstiklal Marşımızı, manevi olgunluğumuzu öğrettiler. Beş genç adam, Ortadoğu, Boğaziçi gibi yurdumuzun en muteber üniversitelerinden mezun bu eğitim gönüllüleri her türlü nimeti bırakıp bu bozkıra, bu ıssız Moğol steplerine bir sahabe aşkıyla gelmişlerdi. Karıncalardan bir karıncaydı her biri, içimizden biriydi her biri …
İki doğacak çocuklarını bıraktılar Darhan topraklarına. Adem Bey yavrucaklarını kucağına almış, sessiz ve yalnız bir tepenin yamacına göz yaşları dökerek defnetmişti.
Ve, 24-Ağustos-2006 günü bir otomobil kazası alıp götürdü Adem TATLI ’yı aramızdan.
Moğolistan da insanların büyük çoğunluğu Budist olduğu için mezarlıklar yoktur. Zengin Moğolların cesetleri yakılıyor, küllerini bir şişeye koyup evlerinin bir köşesinde hatıra olarak muhafaza ediliyor. Fakirlerin cesetleri ise dağa taşa bırakılıp kurda kuşa yem yapılıyordu.
Vasiyet… “Biz buradan dönmeye değil, burada ölmeye geldik” vasiyeti …
Ulanbatur’a 30 kilometre mesafede Tonyukuk Abidelerine 15 kilometre kala Kazak Türklerinin çoğunlukta olduğu Nalayh köyünün yamacına gömülecek.
Moğol-Türk lisesinin yeni binasının bahçesinde Adem TATLI ‘nın naaşı…
Moğollar ilk defa Kuran-ı duydular burada. Bahçede Müslüman, Hıristiyan, dinsiz hemen her inançtan ve milletten insanlar vardı .
- Nasıl bilirsiniz ? Sorusuna hep bir ağızdan;
- İyi biliriz ! Sadaları yükseldi, sonra namaz ve dua için kıbleye döndü herkes.
Ayrılık vakti gelmişti. Eşi muhterem Aysel Hanım kabre yaklaştı yavaşça, çömeldi, elini kabir toprağının üzerinde gezdirdi, Adem Bey’e dokunuyormuş gibi kokladı, içine çekti toprağı. Herkes geriye döndü, bir Adem Bey kaldı o tek bir ağaç bile olmayan bozkır mezarlığında.
Kaç Adem TATLI köprü oldu Adriyatik’ten Çin denizine kadar sudan geçecek insanlar boğulmasın diye. Kaç Adem TATLI karıncalardan bir karınca oldu insanların attıklarını temizlemek için. Malumdur ki karıncaların koku alma hassasiyetleri de pek meşhurdur. Çünkü kaçıncı katta olursanız olun, yerlere biraz pirinç vs. yiyecek atın, biraz sonra hemen telefon almış gibi birkaç karıncanın orada bittiklerini görürsünüz. Cenab-ı Hak’kın nimetlerini telef olmaktan, hakarete uğrayıp ayak altında çiğnenmekten korunmaları için kerametkerane karıncaların harekete geçtiğine şahit olmayan yok gibidir.
Karıncaların ayak seslerini duyuyor musunuz ? Ne kadar çoğaldılar ve de ne kadar güzel işler yapmaktalar. Onları yok etmeye uğraşanlar da var elbette. Ayaklarıyla basıp ezenler, eczaneden ilaçlar alıp hanelerinden kovmaya çalışanlar.
Kanuni Sultan Süleyman Muhibbi mahlasıyla şiirler yazmakta, hem de ustalık mertebesinde. Bir gün sarayın bahçesinde gezerken bir ağacın karıncalar tarafından istila edildiğini görünce devrin büyük alimi Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye bir beyit yazıp gönderir.
AĞACIMI BÜRÜYÜPTÜR KARINCA
GÜNAHI VAR MIDIR ANI KESİNCE .
Ebussuud Efendi tarihe geçmiş bir beyitle karşılık verir Kanuni’ye.
YARIN MAHŞER YERİNE ( KİM ) VARINCA
HAKKINI ALIR , SÜLEYMAN’DAN KARINCA .
Karıncaların ayak seslerinin başımızdaki kulaklarla duyalım, ayaklarımızlardakilerle değil ! …
Erol ERKEN
Not : Bu yazıda Adem N. Çağıl’ın “ Sonsuza Açılan Yol Adem Tatlı “ adlı eserden alıntılar yaptım. Sizin de okumanız temennisiyle.